10 Ekim 2011 Pazartesi

anneye benzemek, hem de giderek artan bir şekilde...

dün itibari ile bir tabumu daha yıktım.

yani tam yıkmış sayılmam, ucundan azcık.

şu yazımdan biliyorsunuz, apaçık renkli bir koltuk almıştım, aslında başıma gelecekleri biliyordum ama Emre çok istedi açık renk olmasını.

üzerinde oturuyoruz tabii 3 haftadır, hatta öncesinde de birkaç hafta kaldı Emre.

e ne oldu? pislendi tabii...

annem ben koltuğu aldım alalı, ona bir koltuk örtüsü diktirmeye çalışıyor, tabii ki şiddetle karşı çıkıyorum.

cumartesi günü, anneme arada temizlik için yardıma gelen hanım benim eve de geldi, sağolsun koltuklar dahil silmiş süpürmüş, ev mis gibiydi geldiğimde.

veee ben o koltuklara oturmaya, saç, tüy dökmeye kıyamadım. yani annemin lafına ucundan kıyısından geldim mi ne?

blog okumanın faydasını yine gördüm. ben pek anlamam, nerde ne bulunur. ev tekstili alışverişimi genelde internetten yaptım, klasik şeyleri ise hep annem aldı bana.

gelinyolu şu yazısında bahsetmişti English Home'dan koltuk şalı aldığından, evini tanıtırken. kalıvermiş aklımın bir köşesinde, tamam dedim giderim ve örtü yerine bir şal alırım, o kısmında oturuveririz koltuğun :)

pazar günü soluğu English Home'da aldım valla. çapa desenli olanlardan, 5-6 renk arasından, salonuma en uygun rengi seçtiğim gibi kaptım geldim eve ve bizim köşe koltuğun köşesine örtüverdim. tamam kırlentlerimiz kapandı ama napıyım. aslında bu şallar daha ufak koltuklar için dekoratif duruyor ama köşe koltukta da fena durmadı. o kısmında oturduk koltuğun akşam, en azından %60-70 koruma sağlar bence.

resim çekseymişim keşkem di mi? atlamışım, çekince eklerim ;)

gelinyolu'na teşekkürü bir borç bilirim :) koltukları her ay sildirip yıpratmaktan ve de annemin bahsettiği o iğrenç koltuk örtülerinden aynı anda kurtulmuş oldum :)

7 Ekim 2011 Cuma

kuafördeyiz ;)

Fotoğraf çekmecesinde yerimi aldım. artık fotoğraflarla anlatıma geçebilirim :)

dipnot düşmek istiyorum, Aylin'in yayınladığı, rötuşladığı fotolardan seçmemeye çalıştım, bunlar bana cd'de verdiği ham fotolarımdan, şimdilik :)

sabahleyin kuaförüme bıraktılar beni, yalnızdım, sadece 5 dakika için, sonra Aylin geldi ve taktı kamerasına kartını başladı çekmeye.

Kuaförüm için not düşmek isterim, çok nazik ve kibar insanlardı. saçımı yapan kişi, bir gün önce saçıma 10-15 tane topuz, yarım toplu, düz, dalgalı, kıvırcık modeller denedi, kafamdakini az çok bilse de "içinde kalmasın, gör" dedi. herkese lazım böyle kuaför valla.

kuaförüm Alsancak'ta, Fenerium'un olduğu, köşede Sevinç pastanesi olan bulvardaydı (Allahım, sokağın adını unuttum, bir de tarif için Fenerium'u kullandım, cık cık cık :))


gelen giden arkadaşlarım oldu yanıma, nasıl güzel bir duygu, hepsi İstanbullu- aa pardon Umutcum artık Ankaralı- ama hepsi bir Cumartesi sabahında İzmir'de benimle. liseden beri canım olmuş Nadirem, aynı apartmanda acı tatlı tüm gençlik anılarıma imzasını atmış Serpilim, üniversitenin başından beri kahrımı çeken Burcu ve Yaseminim, hatta üniversitenin üstüne bir de iş hayatında beni çekmiş olan Baharım... iş hayatının başından beri yanımda olan, belli yaştan sonra arkadaş bulunmazmış yahu diyenlere kapak olarak takmak istediğim Umutum ve Şehribanım... hepsi ordaydı. Biri başka ülkede, diğeri ise lise arkadaşının düğününde olmak zorunda olan Nilcimi ve Selinimi de andım, eminim imkanlar elverse koşa koşa orda olurlardı. bazıları başka kuaförlere dağıldı, bazıları gitti Kordon'da bira içti, ikisi gelinliğimi giydirip koşa koşa geri döndü hazırlanmak için. onların yanımda olduklarını bilmek çok güzeldi.

not düşelim: bu arada ailem ve akrabalarımız yolda ve gelmek üzereler, düğüne yakın bir yerde hazırlanacaklar.


Aylin fotoğraf makinesinin tuşuna bastığı her an ben heyecanlandım :)




 

 
 

babetlerimi hatırladınız mı?





anlatmıştım, Emre bey trafikte kaldı, biz Swiss otele yürüyerek gittik :) ay İstanbul'da da beni damat kuaförden almadı, yok içimde kaldı, yine evlenmek istiyorum ben :)


 



 
giyinme ve hazırlanma fotoğraflarında görüşmek üzere ;)


5 Ekim 2011 Çarşamba

Evet demeden hemen önce...

İstanbul'daki nikahımızda profesyonel fotoğraf çekimi yaptırmadık...

daha doğrusu ben öyle sanmışım :)

düğünüme gerçekten geçerli bir mazeretle katılamayacak olan canım Selin'im bir öneri ile geldi bana nikahtan birkaç hafta önce : kuzeni çekebilirdi bizi profesyonel makinesi ile.

Ebru IFSAK'lıydı, inanılmaz pozitif enerjisi olan, rakı balık sofrasında bulunup, yılbaşı kutlamışlığımız olan bir arkadaşım aslında, sadece Selin'in kuzeni değil...

fikre elbette balıklama atladım. izmir'de yağmur yağabilirdi, bişi olabilirdi, hepsinden önemlisi ilk kez gelinlik giyecektim, düğünümde Selin ve Nil olmayacaktı vs vs.

O gün Ebru ve arkadaşı Özge evime geldiler. baba evinde giyinişimi, çıkışımı, nikahı beklerken salak hallerimizi, her şeyi çektiler.

bugün fotoğraflardan geldi elime, Ebru'ya ve Özge'ye ne kadar teşekkür etsem az. sayelerinde her anım karelendi, benim gibi fotoğraf delisi birisi için ne önemli bir şey bilemezsiniz.

bu arada İstanbul'daki saçımı ve makyajımı daha çok beğendim ben, o yüzden sevindim yakından fotoğraflarım olduğuna.

Aylincimin "köy" çekimlerini yayınlamadan önce, haydi nikah gününe dönelim :)

iştee gelinliğim vee giyiniyorum odamda :)







 Biliyorsunuz duvağımı arkadaşlarım takmıştı :)

ve evden kareler (aslında annemle de kareler var ama çok birpaspaldı, bu halimi ona buna gösterme demişti ) :)

beeeen :)

 canlarım:)


Esra seni evlendireceğim, and içtim :)



canım kardeşim :)

muccck :)

canım, şahidim :)

ne diyorsun? :)

yine ben :)

Nagiş, müstakbel gelinimiz:)

ve yine biz:)
işteee evden çıkıyoruz :)

 

çiçeğim geldii :) sarı kırmızım benim...
 








gidiyoruz :)

 








Vee geldik:) Ihlamur kasrını denedik ama olmadı, kapısı sağolsun :)

 


karşı park ne güne duruyor ;) dostlarımızla kareler... damat bey kızlarla bayağı mutlu ;)






işte biz :)


Nikah dairesi içi çekim pek mümkün değil ne yazık ki, onları bilare gidip oranın fotoğrafçısından alacağız.


ve yine ben :) bu fotoğrafımı çok beğendim, saç ve makyaj için doğru seçim yaptığıma yine inandım...


bizim için kıymetli zaman ve emeklerini ayıran Ebru ve Özge'ye, ve de zaten o gün benle olmak zorunda olan arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler :)

4 Ekim 2011 Salı

biri eski kafalılık mı dedi?? :)

gerçekten ve gerçekten modern olamayacağım bir konu var benim:

basılı fotoğraftan vazgeçemem, hayır yapamam bunu.

yıllar önce Yunanistan'a gitmiştim, İspanya, Fransa vs vs.. hiçbirini bastıramadım fotoğrafların.

sonra ne oldu?

kardeşimin safton arkadaşımın hard diskini kendi PC kasamın üzerinde denerken, onu ona, diğerini buna takayım derken, hard diski yaktım!!!

yıllarca kurtarmaya çalıştım, gittim yeni bir hard disk aldım, üzerine data yazmadım ama nafile, giden gitti.

elektronikle aram iyidir, yani iyiydi, eski PC'lerdeki kasayı sökmemden anlarsınız bunu sanırım :)

ama yine de bin pişman oldum, yahu bari 10-20 tane basaydım dedim.

haftasonu annemlerin evine gittiğimde (yaa banane orası hala benim evim, benim odam :( sadece ayrımı yapabilmek için bu tanımı kullanıyorum dostlar) çekmecelerimi boşalttım, yani birkaç tanesini.

sanırım 1000 tane fotoğraf çıktı, baktım baktım, bazılarını yırttım attım, bazılarını gülümseyerek okşadım, hepsini toparladım ama.

resme dokunmak başka bir şey, kim ne derse desin.

Ayçi bazı fotoğraflarımı basmıştı, bazılarını da evdeki çerçeveleri vs doldurmak için ben basmıştım.

yetmez dedim ve dün flaş diskimle bir fotoğrafçının yolunu tuttum ben.

bastırdım bir sürü mat 10*15 cm fotoğraf kağıdına.

akşam emre ile elimize alarak baktık, oh bee!

hiçbir şey fotoğrafa dokunmanın yerini tutamaz.

çerçevelerimin aldığı kadarını çerçevelerim, geri kalanına cici cici albumler alırım dedim.

hiç mi olmadı, bir gün çocuklarım çekmecelerde bulurlar belki anne babalarının evlilik fotoğraflarını, kim bilir?

benim annemle babamın hiç evlendikleri zamandan fotoğrafları yok mesela. eh köyde evlenmişler, fotoğraf ne gezer.

ama bizim çocuklarımızın çekmeceler dolusu ata anısı olacak.

yaşasın "basılmış" fotoğraf!!