Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2012 Çarşamba

MAA...

Mehmet Ali Aydınlar ve ekibi en sonunda istifa etti.
Bakalım bu krizi nasıl yönetmişler :

- hiçbir karar alamadılar.

- aldıklaır tek karar olan FB'yi CL'ye göndermeme idi sanırım, ama o da ağızlarına yüzlerine bulaştı. CAS da "biz istemedik" dedi. çıkıp "biz karar verdik çünkü etik kurulu raporu var, yaptırım alırdık" diyemedi.

- Karar alamadıkları için, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın "mahkeme beklensin" restine de bir şey diyemediler ama dünyanın her yerinde sivil mahkemeler spor olaylarını değil "kişileri" yargılayacağı için, UEFA ve FIFA'dan toka yiyeceklerini anladılar ve kaçtılar.

- he bir de play off getirdiler, ne işe yarayacak, sebep aslında belli ama neyse.

- deli gibi sevdiği Fenerbahçe'yi de karşılarına aldılar ve gittiler.

ne olacak?

- süreç uzayacak, sanırım amaç da buydu.

- Fenerbahçeliler, oldukça sürecek olan "mahkeme"yi  bekleyelim diyecek.

- Yeni gelecek yönetim gelene ve karar verene kadar UEFA ve FIFA yaptırım uygulayabilir.

- Sonuç olarak tüm takımlarımız ve milli takım yaptırımlara maruz kalabilir.

her şekilde benim hakkım, birçok taraftar gibi, bu adama helal değildir. ben UEFA'da takımımı, diğer türk takımlarını göremeyeceksem, hakkımı da helal etmiyorum.

her ay verdiğim yaklaşık 100 TL dekoder parası içinse tüm bunlar, onu da vermem  gelecek sezon, olur biter.

niye bunlarla kafamı yormak yerine, örgü filan örmüyorum ki ben? çok sinirliyim.

he günün en iyi tarafı : kar tatili olduk ve evdeyim, elimde de türk kahvesi :p

2 Ocak 2012 Pazartesi

fikri hür, vicdanı hür Galatasaray taraftarı bildirisi

3 Temmuz'dan beri bir tiyatro izliyoruz.

daha da doğrusu 3 Temmuz'dan beri, aslında daha önceleri futbol değil tiyatro izlediğimizi anlıyoruz.

tiyatronun sözlük anlamına baktım :

"Sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü " diyordu. işte ben bana "Türkiye Ligi" deseler, karşılığına aynen bunu yazabilirim.

Galatasaray Sözlük (ne yazık ki çok aktif olarak yer alamıyorum içlerinde son aylarda) bir bildiri yayınlamış dün. Okudukça gurur duydum :

http://gss.gs/853995

Ben Galatasaray taraftarıyım evet, bilen bilir Fenerbahçe düşmanı sayılmam pek, birebir rekabetimiz hariç pek de ilgilenmem "orada neler oluyor" kısmı ile.

ama bugün orada olanlar beni de ilgilendiyor.

Yasanın değişmesine valla çok da tepki vermedim. abartı idi cezalar, bir insan şike yaptı diye hapiste çürümemeli elbette, adma öldürenler elini kolunu sallaya sallaya gezerken. bu yasanın abartılı olduğu zaten ilk örnekte ortaya çıkıverdi.

Ama TFF talimatnamesinde değişiklik ne demek? sormak isterim şimdi, eğer aklanacaklarsa bu insanları peşinen suçlamak değil midir, 58. maddenin düzenlenip "bir kereliğe mahsus" af gelmesi?

eğer suçlularsa, kişilere has kuralların uygulanması, " bir kereye mahsus" ne demek? muz cumhuriyeti mi burası?

konuştuğum iki Fenerbahçeli arkadaşım da "hani suçsuzlardı, aklanacaklardı", "bu demek oluyor ki suçlular, örtmeye çalışıyorlar" dedi. yani bu maddenin değişmesinin onaylanması resmen ve açık olarak Fenerbahçe'nin (aslında niye sadece Fenerbahçe diyorsaki onun yanında kaç takım daha var hepsinin) şike yaptığının tescillenmesi aslında.

yayın gelirinin de, yaptırımların da, endüstriyel futbolun da suratına tüküreyim.

bana şifresiz kanaldan futbol izlediğim günleri geri verin.

bana bir Türk takımı Avrupa'da mücadele ederken, kenetlendiğimiz günleri geri verin.

kısacası bana çocukluğumun futbolunu geri verin.

ya da neyse siz gidin havuzdan gelen paranın azalmaması için başka neler yapılabilir ona kafa yorun.

************************

Yıllardır peşinden çocuksu bir heyecanla koştuğumuz futbol topunun masumiyetini yitirerek kirlendiğini üzülerek kabul etmek zorundayız. Gönül verdikleri renkler ne olursa olsun, pek çok sporseverin de bu hayal kırıklığını paylaştığına eminiz.


Futbolda organizasyon deyince 3-5-2 / 4-3-3 gibi saha içi dizilişleri hatırlayan sıradan insanların; futbol üzerinden haksız menfaat elde etmek için şike, teşvik primi, tehdit, baskı gibi sporun ruhuna tamamen aykırı araçları defalarca kullanmış organize suç şebekelerini ve çeteci zihniyeti hâlâ savunanları anlayış ve olgunlukla karşılaması da beklenmemelidir.


Yemyeşil bir sahada, tertemiz bir topun yuvarlanması sonucu futbolun adaletinin 90 dakikaya sığdığına inananlar, savcılık makamının iddianamesini hazırladığı süreçte hiç olmazsa futbolu yönetme iddiasında olanlardan soğukkanlı ve adil bir çözüm beklediler.


Görünen o ki, gölgede kalmış ilişkilerden, kirli ezberlerden, kökleşmiş önyargılardan kurtulamayanların böyle bir niyeti hiç olmamış.


Özellikle Galatasaray Spor Kulübü’nün Fair Play ve spor hukuku dersi niteliği taşıyan onca sağduyulu açıklama ve uyarısına rağmen, varlık nedenini unutmuş görünen Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun sorumluluktan kaçarak, ülke futbolunu bu hale getiren “olağan şüphelilere” suçun tanımını ve cezai karşılığını soracak olması da nesiller boyu anlatılacak son kara mizah olarak örneği olarak hafızalara yerleşmiştir.

Dillerinden düşürmedikleri endüstriyel futbol teranesiyle maddi çıkarlarının zedelenmesi riskini öne sürerek futbol topunu kirletmekten çekinmeyenler bilmeli ki, maç bileti-kombine kart-lisanslı ürün-şifreli yayın için dekoder satın alarak futbol ekonomisini yaratan ve büyütenlerle, kolayca kandırabileceklerini zannettikleri futbolseverler aynı insanlardır.


Sesiyle, nefesiyle, alın teriyle, emeğiyle, helal kazancıyla gönül verdiği kulüpleri destekleyen ve ayakta tutan taraftarlardır, aptal yerine konmak istenen insanlar!


Biz insanları heyecanlandıran ve mutlu eden basit bir oyuna, bunca pisliği bulaştırmış olanlardan hesap sorulmama ihtimalini, birilerinin kulağının üzerine yatarak üç maymunu oynamasını kabul edemeyiz.


Ve buradan, futbolun tüm aktörlerine bir kez daha sesleniyoruz;


Hukukun üstünlüğüne mazeret bulmayın, minareyi çalanlara kılıf aramayın. Futbol oyununu koruyun. Çıkar hesapları içinde bir gün öyle, bir gün böyle konuşarak artık kendinizi küçük düşürmeyin. Futbolu temizleyin ama önce siz temizlenin.


Bunu yapamıyorsanız, niyetiniz ve cesaretiniz yoksa, biz de yokuz! Bunu yapamazsanız, işte o zaman dilinizden düşürmediğiniz “marka değeri”nin nasıl yerle bir olduğunu göreceksiniz… Ne kadar üflerseniz üfleyin, için için yanan bu ateşin sönmeyeceğini ve önlem alınmazsa elinizdeki pis kokan küllerin para etmeyeceğini de göreceksiniz.


Avrupa’ya hatta dünyaya meydan okuyan futbol takımları hayal eden bizlerin, UEFA ve FIFA tarafından “şikeci ülke” olarak damgalanması ve uluslararası rekabetten yıllarca dışlanması an meselesi olan Türkiye’nin içinde bulunduğu berbat açmaza duyarsız kalması beklenemez. Güzel ve yalnız ülkemize, en azından uluslararası spor arenasında hakkıyla sahip çıkması gereken herkesi de göreve çağırıyoruz.

Büyük Galatasaraylı Tevfik Fikret’in “Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin” sözünü hiç aklımızdan çıkarmadan, yalnız çıktığımız bu yolda bizlerle birlikte yürüyeceğinize inanıyoruz.

Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Galatasaray Taraftarları

12 Aralık 2011 Pazartesi

bu hafta sonu...

Lamoreee bu hafta sonu...

ya Lamore diyince, yeri geldi gibi düşündüm, benim şu nick bildiğiniz yazıldığı gibi okunuyor, lamor diye değil, çok karışır da blogda da bulusun dedim bu bilgi :p

heh ne diyorduk? bu hafta sonu ben..

Cumartesi gibi koca ile beraber baba evinde güzel bir kahvaltı yapıp,

Anne, baba, kardeş alındı ve kardeşin sevdiceğinin ailesi ile tanışılmaya gidildi, yakında nişanımız var a dostlar. görümce olarak, nişan bohçası hazırlamam lazım, bari ben Tubitos'un bloğunda gezineyim gidip :)

Pazar günü ise evde mayıştık, hafta içi pişirmek için sebzeleri yıkadım, etleri ayırdım, kafamda planımı yaptım, çamaşırlar yıkandı ve serildi (kurutma makinesi sanırım iyi bir şey )  ve de akşama, pişirilmiş yemeği ile birlikte anne-baba geldi, afiyetle yedik veeeee:

oturup Galatasaray'ımızın Trabzonspor deplasmanı maçını izledik. bir kere daha anladım ki, Galatasaray iyiyse, ben futbol izlemeyi seviyorum arkadaş. ne özlemişim böyle oynadığımız günleri, önümüze gelene 3 tekme modunda devam ediyoruz, maçımız 3-0 bitti, gollerin ikisini bu sene Trabzonspor'dan transfer ettiğimiz Selçuk  ve Ceyhun attı :)

ve yine geldik kürkçü dükkanına. başlıyoruz çalışmaya şimdi.

iş güç haricinde ise, kardeşimin biricik sevgilisine "ne alsam" "ne alsam" ile geçen güzel bir hafta geçirmeyi diliyorum. istiyorum ki, kendini çok şanslı hissetsin, değerli hissetsin müstakbel gelinimiz:)

8 Aralık 2011 Perşembe

benim için bir lanetin kırılışı : Galatasaray 3- 1 Fenerbahçe

hafta içi derbi seyrettik dün.

tribün arkadaşım yollarda kaldı, gelemedi, eve bile dönemedi trafikten, çok üzüldüm, halbuki koltuğuna gözüm gibi bakıyordum.

yapcak bir şey yok deyip, Emre ile ortada boş bıraktığımı koltuğa doğru kaydık, Sema gelemiyordu. Halbuki kombine alan birisi için şu maç da kaçıyorsa, o kombineyi delgeçle delmek ve anahtarlık yapmak gerekirdi. maçı bu saate ve güne koyanlara yeniden selam ederim.

buruk başladık maçı seyretmeye bu yüzden, ama oynadığımız güzel oyun mest etti, bizi içine çekti.

çok özlemişim, çok özlemişim takımımı böyle görmeyi ben.

11 oyuncumuzdan birisine de diyemem ki: kötü oynadı

resmen saha da herkes iyiydi, kimleri daha iyiydi ama herkes iyiydi.

uzun zamandır bu kadar içten "goool" diye bağırdığımı hatırlamıyorum ki ben son zamanlarda garip bir şekilde üzülüp sevinemiyordum maçlarda (bu şike olayları beni çok soğuttu !)

bu arada başlıkta bahsettiğim lanet nedir, açıklayayım, benim 4. gittiğim derbi, hepsinden boynumuz bükük döndük de, kendimi uğursuz ilan etmiştim.

maç çıkışı da şanslıydık, iki aibi (biri divan kurulu üyesiymiş) bizi taksilerine aldı, yoksa yağmurda sıçana dönecektik TEM'in ortasında. hoş taksici onları nişantaşı'na bırakınca, bizden de aynı (stat-nişantaşı/çapa) parasını istediğini söyledi, anlaşması böyle değilmiş. abimiz iki yolcu almış (ki telefonlu taksici, aranmış yani, o adamlar en az 50 TL atmıştır ona), yanına aldıklarından da para alacakmış filan. ama nedense adamlar taksideyken bunu demedi beyfendi (kaçırı mı yağlı müşteri), ah ben o abileri tanıyacaktım da kesecektim senin nemalanmanı. neyse bizim taksici ağır abi "gençler nişantaşı-çapa arası size ait" diye inince bozulmuş, biz devam etcez diye beklerken döktü eteğindekini. ne diyim umarım fırsatçılık yapmaya çalışırken, aksilikler peşini bırakmaz. bizi ilgilendirmedi tabii, atlayıp başka taksiye bindik ve normalde 50 TL tutacak bir yolu, 10 TL'ye gelmiş olduk :p

heh ne diyorduk, maç.

ben baktım uzatma dakikaları da bitiyor, skorboard'ı bir çekeyim dedim.


ay benim düğmeye basmamla skor değişti, yeniden çekmek durumunda kaldım.



o son saniye golünü yemeyecektik... neyse artık :)

5 Aralık 2011 Pazartesi

derbi heyecanı sardı dört bir yanımı...

çarşamba günü maç var.

maçı hafta içi  oynamalarına ayrı sinirleniyorum, saatine ayrı.

Tranzonspor'un CL maçı var aynı gün. o sebeple saat 20.00 bile değil, 19:30 maç saati.

yahu nasıl gelecek insanlar?

hadi ben TEM de çalışıyorum, parama kıyıp, taksiye atlayıp gelcem, ya uzaktakiler?

böyle derbi mi olur yahu?

derbi dediğin nasıl olur?

eğer maç Galatasaray'ın sahasındaysa, o gün gündüz çıkınca her yerde sarı kırmızı formalar görürsün. tüm gün o gün o ülkede derbi olduğu moduna girersin. ben mesela sabahtan giyerim formamı derbi günleri.

aynı şekilde kadıköy'de ise, sahili sarı lacivert formalar kaplar, genelde güzel bir pazar günü olur.

amaç nedir anlamıyorum. zaten rakip seyirci de almıyorsunuz, he bir de hafta içi yapın, iyice içine edin üç kuruşluk zevkimizin.

neyse bunları düşünmeyerek moda girmeye çalışıyorum.

hafta sonu eski derbileri filan izledim. eh bizim açımızdan pek parlak değil tabii, ama olsun, umrumda mı, vallahi değil, benimki ciddi bir "yensen de yenilsen de" durumu.

4. kombine sezonum sanırım. yani daha fenerbahçe galibiyeti görmedi bu gözler canlı olarak.

e vakit bu vakittir, inşallah:)

yine aynı konuya döneceğim, çünkü çoook sinirliyim!!

öldürmeye, köreltmeye çalışanlara inat! GS-FB derbisi Türkiye liginin en önemli maçıdır, kimse terisini söyleyemez bunun. bir Şampiyonlar Ligi maçı ile çakışmayacak, hafta içi iş çıkışından yetişmeme riski olmayacak kadar önemlidir.

nasıl yani, daha derbiden eve dönemeden Trabzon maçı mı konuşulmaya başlıcak şimdi?

Bu Trabzonspor a da bir ayıptır aslında.

çünkü hafta içi başka hiçbir hafta müsait değildi, bu haftayı bulduk!!

tebrikler, sizi Allah'a havale ediyorum.

18 Kasım 2011 Cuma

deplasmanıma dokunma!!

Kulüpler birliği karar almış, dört büyüklerin birbirleriyle oynayacakları futbol maçlarına deplasman taraftarı alınmayacakmış!!!

Nasıl ya? Hadi basketbolda yapıyorsunuz, salon küçük, güvenlik sağlanamıyor vs vs.

Futbolun en güzel tarafı rekabet değil mi? saha içinde takımlar rakipken, tribünlerde taraftarlar rakiptir.

Artık ütopya olan, yan yana birlikte maç seyredilen günlere imrenerek bakarken, diyorsunuz ki artık rakip taraftar yok!

Olayın temeline inmek, futbola ne zaman, niye bulaştı bu pislikler, aşırı küfürler, kavgalar, yaralamalar diye düşünmek yerine, en kolay çözüm : yasakla gitsin!!

Millet olarak alışkınız yasaklanmaya zaten...

Hiç deplasmana gitmedim. Ne yalan söyleyeyim, bu konuda erkek fatmayım ben giderim filan demiyorum. Ben asla futbolu sevdiği için küfür duymaya çok alışkın, topun hangi kaleye girdiği konusu yüzünden birbirlerini darp edecek insanları normal karşılayan birisi olmadım, olmayacağım da. Asla canımı tehlikeye de atmam bunun için. Hani bileğimi kesseler sarı kırmızı akar, aman efendim ölürüm ben bu takım için diyemem. bunu gerçekten diyenler de bence sağlıklı değil (lafın gelişi diyenleri ayırıyorum tabii).

He ama tahmin ediyorum o deplasmanlarda neler olabileceğini ama. Turk Telekom Arena'da Eskişehir maçında, deplasmandan gelen şişe ile önümdeki çocuğun kafası yarıldı, bana da 3-4 kez içi çiş dolu pet şişe attılar, super mario gibi sağ sol yapıp kurtuldum her seferinde. Hani oraya o cam kafesi yapmasalar, Fenerbahçe maçında ölen bile olurdu, çok acı ama öyle işte. karşı tarafı suçladığım falan yok, her takımın taraftarı arasında var bu psikolardan.

Futbolu bir top, 22 adam diye indirgemem ama bu bizim çok sevdiğimiz bir top ve 22 adam oyunu için bir tek kalp kırmaya değmez, bu net.

Ne diyordum? deplasman...

Yahu kaldıracağınıza, yasaklayacağınıza çözsenize... engellesenize kavgaları, küfürleri, bunun için bir şeyler yapsanıza? he zor olabilir, ama bir zahmet zor olanı deneyin.

Tribünde iki tarafın renkleri yoksa, ben yemişim öyle rekabeti, derbiyi!!

Bir kampanya başlatmışlar, deplasmanıma dokunma diye. ne kadar işe yarar bilmem ama oyumu verdim.

Demişler ki: renklerimiz farklı, derdimiz aynı!!

http://www.deplasmanimadokunma.com/


Aynen öyle...

Galatasaray ve basketbol...

ne yalan söyleyeyim yakından takip edemiyorum basketbolu.

eskiden özellikle bayan basketbolunu sıkı takip ederdim ama artık vakit bulamıyorum, ya da başka önceliklerim var, bilemiyorum.

hal böyle olunca, teknik yorum, fikir beyanı yok yapmak hoş olmuyor.

ama yine de Galatasaray Erkek Basketbol Takımı'nın çıkışının farkındayım.

Oktay hocanın zekası karşısında eğiliyorum.

NBA'deki lockout bitmese de, ordan gelen oyuncularla iyice dirilen takımımız otursa en sağlamından.

Geçen sene saç baş yolduran Furkan, bu sene nasıl güvenli kendine.

Bazen düşünüyorum da, o yanlış forma olayı hazırlık maçındaki, aldığımız cezalar, koçun gitmesi... hayırlı mı olmuş ne?

Tüm onlar olmasaydı, Cemal Nalga olayı yaşanmasaydı, belki bugünleri göremeyecektik.

Geçen sene finalde kaybettik, kızlarımız da öyle.

Bu sene mucize eseri Euroleuge'e katıldık, ağlayacaktım nerdeyse.

Ve dün, ne yazık ki gidemediğim maçı, tv'den izledim.

Barcelona ile başa baş mücadelemizi hayranlıkla seyrettim.

20 sayı farka teslim olmayıp, o farkı 2 sayıya kadar indirişimizi de.

varsın 4 sayı fark ile kaybetmiş olalım, salonda bir seyirci bile harcadığı zamana, verdiği paraya ve gırtlağına acımıyordu dün eminim. bir seyirci bile mutsuz değildi, daha doğrusu kaybetmenin mutsuzluğu vardı elbet ama sebebi ruhsuzluk değildi.

dün ben oyuncularımızın, ayrı ayrı hepsinin, tüm varlıklarını ortaya koyduklarını gördüm.

hepsine ayrı ayrı helal olsun.

haftasonu inönü'de kaybedeceksek futbolda, aynen böyle kaybedelim.

7 Aralık'ta Fenerbahçe'ye kaybedeceksek, yine böyle olsun.

elbette gönül kaznamak ister.

ama kazanmanın da kaybetmenin de olduğu bu oyunlarda, kaybetmelerimizi hep böyle yaşamak isterim.

27 Ekim 2011 Perşembe

bu hakemlerle bu lig biter mi??

futbol delisiyim ben.

işi hakemlere bağlamayı hiç miç sevmem, öyle klasik "ya bu hakemler Gassaray'a düşman yeaa" diye genellemelerle de kesinlikle dolanmam ortada.

ama dün, kendi sahamızda oynadığımız antep maçında, yan hakemin çok ciddi nefretine geldik bence.

maç sonrası, marcus merk bile "anlam veremedim" dedi yaptıkları için.

adam faulsüz topu alıyor, faul çalıyor, kendi kendine dövündü diye itiraz kabul eidliyor ve kırmızıdan atılıyor.

adam son adam olmamasına rağmen, topun hızına, pozisyona bakılmadan kırmızı kart görüyor.

frikikten atılan nizami gol, pasif ofsaytta olunmasına, başka kimse dokunmamasına rağmen iptal ediliyor.

karşılaşmada, sarı kart görmeyen galatasaray oyuncusu kalmıyor?

yahu galatasaray bu kadar agresif bir takım da, niye her maç böyle olmuyor?

uyuz oluyorum ya, kendi evimizde deplasman tadı yaşıyoruz resmen.

yine de, 9 kişi savaşan, maçı son ana kadar bırakmayan takımımı kutluyorum. antep'in 5 şutunun 4'ü gol olmuş, Galatasaray'ın çook şutu vardı gol olamayan. yani her şeye rağmen direnmişiz.

valla ben bu galatasaray'ı görmeyeli çok olmuştu,  hem sinirlendim hem de tat aldım, bu iki duyguyu aynı anda yaşattı bana dün cimbom.

ha bir de. hani artık hakeme itirazdan, kart göster işaretinden vs "ileriye gidilmedikçe" kart görülmeyecekti. keşke daha net bir kural konsaydı, bu "ileri gitme" olayı fazla göreceli oldu da.

neyse ben gittim...

14 Ekim 2011 Cuma

digiturk, gerçekten sevmiyorum seni!!!

evet sevmiyorum. satarken söylediğin fiyatla, 1 ay sonra (1 ay tüm kanallar açık ya) biz 5 büyükler ile spor paketi istiyoruz fiyatların çok farklı.

gıcıkkk oluyorum. hani yasa dışı yollara başvurmayalım diyorum. iki İngiliz futbolu, iki de aslında futbola dı altında bize izletilen oyunu - napalım milli duygular ve galatasaray- izleyelim diyoruz.

hani kombinemiz de var. bize "o zaman sadece Galatasaray'ı alın, istediğiniz fiyata gelir" deme. hayret bişi yaaa!! sadece deplasman maçı (ayda 2 maç) izlemek için ne vereyim o parayı.

resmen başta söyledikleri rakamın tamı tamına 20 TL üzerindeler aylık bazda. insan kandırmayı bu kadar açıktan yapmak nasıl bir şeydir anlamadım gitti.

almıyorum ya, almıyorum. Emre de ikna olsa da Spormax almasa keşke...

bu ülkedeki futbol zaten keyif vermiyor, bir de üzerine salak yerine konuluyoruz.

of çok sinirliyim...

neyse ki hafta sonu geldi.

12 Ekim 2011 Çarşamba

1.02 1.02 1.02

Dün milli takımın maçı vardı Azeybaycan ile biliyorsunuz.

Akşam annemlere gittik, oturduk izliyoruz tabii.

Yenmemiz şart, iddaa 1.02 vermiş Türkiye galibiyetine, şaka gibi, 1.02 ne demek yahu?

Ama zar zor yendik sanki, 1-0 ın üzerine yatar gibi bir halimiz vardı, izlerken sinir oldum.

Selçuk Şahin oyuna dahil olup, o muhteşem pası atmasa, bence yeneceğimiz de yoktu ya.

Diğer yanda Almanya, birçok as oyuncusundan eksik çıkmış, zaten çoktan grup liderliğini garantilemiş hale Belçika ile karşılaşıyor. Bizim play off lara kalmamız için Almanya'nın yenmesi gerekiyor tabii.

Maçlardan önce "yaa biz yeneriz de, Almanlar ne yapacak acaba, hiçbir önemi yok bu maçın onlar için, zaten yedeklerle çıkıyorlar" lafları dolanıyor.

Almanya rahaat rahaaat 3 tane attı Belçika'ya. Biz 1 taneyi zor attık. Halbuki bizim maçı rahatlatıp, Almanya maçına konsantre olmamız gerekirdi dün.

Defansımızı gördükçe dellendim dün, sinir oldum.

Kardeşim o an bir laf etti, aslında sanırım ünlü birinden duymuş ama kimdi hatırlayamadım şu an:

"Almanlar 3 milyon Türk'ten 3 tane Real Madrid oyuncusu çıkardı, Türkiye 70 Milyon'dan 1 Atletico Madridliyi zor çıkardı"

doğru söze ne denir?

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Arda için...



ne yalan diyeyim, 2009 yılında olduğun gibi değildin kalbimde, çok şey değişmişti be Arda...

ama biliyorum ki en büyük talihsizliğin gencecik yaşta, hem de en kötü iki sezonumuda sırtına yüklenen kaptanlık yüküydü.

ben senin gitmeni istedim, çünkü gitmeidğin her gün seni daha az sevmekten korktum.

gittiğini sabah radyoda duydum, tam anlayamadım, hemen çok da sık kullanmadığım mobil internete baktım. galatasaray sözlük'te arda turan için 95 entry yazıldığını görünce, açmaya gerek duymadım, anladım gittiğini.

şimdi biliyorum ki, gittiğin yerde sana olan sevgim hep sabit kalacak, belki artacak.

belki bir gün yuvana geri döneceksin ve biz seni daha çok seveceğiz.

ispanya'da mutlu olursun umarım Arda, sempati duyduğum barcelona yerine altetico madrid'i bile desteklerim belki şimdi, madrid şehrinin betonarme halini sevmesem bile.

biz seni sevdik Arda, bazılarımız benim gibi sana olan sevginin git gide azaldığını fark etti de, içten içe git istedi.

galatasaray için belki pek hayırlı değil, yerli oyuncu kalitesi bir anda düşüverdi. ama galatasaray ruhu için, senin için ve seni seven taraftar için gidişin hayırlı uğurlu olsun Arda.



27 Temmuz 2011 Çarşamba

futbolu özledim... (mi acaba??)

Futbol izlemeyi özledim, Galatasaray'ı çok özledim.

Bu perşembe hasret bitiyor, liverpool maçına gidiyorum ve yeni kadromuzu izleyebileceğim, içimde heves kırıntıları var mı, var elbette. dedim ya özledim...

ama hiçbir şey eskisi gibi değil. türk futbolunun üzerinde dönenlerden çok ama çok rahatsızım, özellikle siyasi boyutundan. bu konuda elden geldiğimce yorum yapmıyorum, fanatiklik hiç yapmamaya çalışıyorum. çünkü "aaa fenerbahçe şike yapmış, hadi düşürelim" diyecek kadar basit bir konu değil bu.

üzülüyorum çok, bu sistemi böyle kuranlara kahrediyorum, bizim bu derece sevdiğimiz oyunu nasıl böyle piç edebilirler, ayrıca şaşırıyorum.

olan biten karşısında ısrarla renklerini değil, insanları tutan fenerbahçeli arkadaşlarıma da sinirleniyorum, "bu işlerin asıl adamı Faruk Süren'dir" diyenleri sadece kınıyorum. çünkü olay "sen yaptın, ben yapmadım, ben yaptım ama sen de yaptın" diyecek kadar basit değil. keşke kim ne yaptıysa yaptı, ben bu renklere aşığım diyebilseler sadece, bu olayın rekabetle ilgisi olmadığını bilseler.

bu düzenin bozulmasına sevinmek lazım ama sebebin futbolu temizlemek değil, menfaat çatışması olduğunu bilmek de sevincimi kurağımda bırakıyor.

bir futbol sever olarak futbolu özledim.... yoksa özlemedim mi, alışkanlıkla mı özledim diyorum? bu sene "süper lig artık başlasssıııın" diyemiyorum ama demek istiyorum, çünkü futbol benim zevkim, hobim, neşe kaynağım.

hangi renkten, kurumdan, siyasi partiden olursa olsun, el ele verip şu ülkedeki üç kuruşluk futbol zevkimizin içine edenlere teşekkürü bir borç bilirim.

23 Haziran 2011 Perşembe

3'ün birini almak???

taraftarlar arası geyikte duyuyorum, galatasaray 3'ün birini aldı gibisinden bir şeyler...

neymiş, resmi sitemiz forlan, reyes ve ujfalusi üçlüsü ile görüşüldüğünü duyurmuş ama sadece bir tanesini alabilmişiz.

ben bizim resmi sitenin böyle şeffaflığına alışkın değilim, oldum olası eğer bir oyuncu ile anlaşılmışsa gördüm sitede. biraz geri kafalılık olacak ama bu halini seviyordum ben. haldun üstünel'in gizli kapaklı görüşüp, bomba gibi transferler yapmasını çok karizmatik bulurdum. tüm takımların aşağı yukarı kimleri alacağı belli iken, galatasaray damdan düşer gibi yapardı transferini, hem de genelde dedikodusu çıkmamış isimler olurdu. artık bu özelliği kaybettik. drogba dediler, reyes dediler, forlan dediler, dediler de dediler.

reyes ve forlan olmamış gibi, yani öyle görünüyor. Atletico madrid "sadece görüştük" demiş. reyes'in kulübünde kalacağı resmi sitelerinde açıklanmış. forlan için ise galatasaray'a gelmezse, biteceğini demişler filan yazıyor bizim magazin, aman pardon spor gazeteleri.

benim garip şekilde transfer dönemlerinde heyecanım olmaz. sanırım en son rijkaard için heyecanlanmıştım, o da teknik direktördü zaten, futbolcu değil :)

yine heyecanlı değilim ama defansımızdan neill'in gitmesine anlam veremedim. halihazırdaki durumumuz defanstan neill'in gitmesi ve ujfalusi'nin gelmesi ise, buraya başka müdahale olmayacaksa, üçün birini almak deyimi sanki o zaman uygun olur.

forvet, orta saha birini alamazsak, diğeri olur. zaten orta sahamıza güzel türk transferler yapıldı, forvette elmander, baros var; mevcut kadroda forvet oynayacak kalitede isimler zaten var.

bak sevgili yönetim, ismini cismini bilmem, verecek tavsiyem de yok, futbol bilgim yeterli değil zaten ahkam kesmeye, oturup forumlardaki taraftarlar gibi kadro da kuramam,  heyecan da yapmam ama bizim defansa birisi lazım. nolur bize o bu görüşmeyi borsaya bildirdiğinizi değil de, defansa iyi bir takviye yaptığınızı açıklayın.

8 Ekim 2009 Perşembe

Doğuştan x Takımlı Olmak

Günümüzde moda bu ya, doğuştan x takımlı olmak. Büyük bir camiadan diğerine mi geçtiniz? hemen geçtiğiniz takımı çocukluktan beri desteklediğinizi, ailenizin o takımlı olduğunu yayın ortaya, gerisi kolay sanın. halbuki bunu yapanlar hep zararlı çıktılar. örneklerini sıralayalım: Emre Belözoğlu, Mehmet Topuz... Şimdilerde ise bayan basketbol dünyası bir transfer ile ayağa kalktı. takip edenler bilir ki Galatasaray bayan basketbol takımının taraftarın kalbinde yeri ayrıdır, ayrı bir sevilirler çünkü kızlarımızın o formayı taşıyışı farklıdır. Şahsım olarak bencilce bu takımın kendi yağı ile kavrulmasını seviyordum ben. Bomboş salona gidip onları desteklemeyi, geçen sene eurocup finalinin her basamağında salonu dolduran insan sayısındaki artışı gözlemlemeyi, Işıl'ın hırsı ile haza gelip Esra'nın güzel gülümsemesi ile huzur bulmayı, Young'ın ve Augustus'un sayıları ile coşmayı. Evet bu takımda artık yeni bir isim var: Nilay Yiğit. Kısaca özetleyelim, bu kızımız Fenerbahçe'nin eski bayrak oyuncusu, bu kulübün taraftarı için çok önemli idi. Beşiktaş forması da terletti, parkelerde önüne sarı lacivert çoraplar atıldı. neyse biz onu Fenerbahçeli sanıyorduk, ama meğersem değilmiş, Galatasaraylı imiş ve artık ait olduğu yerde oynayacakmış! Şimdi doğru söylüyor olabilir, yalnız kendisi Fenerium'da satılan kanarya yağmurlukları giyip taraftara oynarken veya Caferağa'da Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı yenip şampiyon olduğu bir maçta hindi tezahuratı yaptırırken, taraftarı kışkırtırken görüldü, evet bu gözler de gördü. şimdi aslen Galatasaraylı bir insan bunu neden yapar? Şampiyonsunuz, kupayla koş, coş, eğlen ama amigoluk yapma. eğer amigoluk yapıyorsan da bunun ağırlığını kaldır, yerin değişince aslında Galatasaraylı'yım deme! Fenerbahçe'de amigoluk yapmadan hanım hanımcık topunu oynasan burada da hiç doğuştan x'im demeden sessizce görevini yapsan fanatik fenerli olduğunu bilse bile bu camia sana tepki vermezdi.
Yine de artık Nilay bu takımın bir parçası, Galatasaraylı'yım diye demeçler vermiş dergiye, ailesinden söz etmiş. İnanasım gelmedi ama bilgisine çok güvendiğim bir arkadaşımın arkadaşı ile çıkmış yıllarca, yani bilgiler doğru, bu durumda Fenerbahçe'deki tavırları ayıp. Aynı arkadaşım Nevriye Yılmaz'ın da aslında cimbomlu olduğunu ama bayan basketbol dünyasının gazına gelip Fenerbahçe'de oynarken karşı taraftarları sinirlendirdiğini söylüyor.
Ne diyelim artık, Nilay'ın önyargılarımızı ve de yargılarımızı ortadan kaldırmasını bekleyeceğiz, Galatasaraylı olduğuna değil samimi olduğuna inandırsın ve de başarılı olsun, temennimiz bu. Şimdilerde çok tepki de alsa samimiyetine güvenirse bu taraftar onu er ya da geç kucaklayacaktır ama zaman lazım.
Bu yazıyı yazmışken de eli kulağında olan yeni sezona merhaba diyelim. Geçen seneyi domine etmiş bir Fenerbahçe bayan basketbol takımı var, yıllardır birlikte oynayan ve oldukça başarılı bir takım. Galatasaray ise kadro olarak bir adım gerilerinde, geçen sene eurocup kupasını almış, Zafer Kalaycıoğlu ile anlaşmış ( Zafer hoca ayrı bir konu, bu konuda yorumsuz kalmak belki de daha doğru, Fenerbahçe'de oldukça başarılı idi, burada da amacı profesyonel, bu belli. Kısa bir not, Zafer hoca zamanında galatasaray'ı yıllarca çalıştırmıştır), wnba'deki oyuncuları ile sözleşme uzatmış durumda. Güzel bir sezon olacak gibi, eh kadınlar oldukları ortamı güzelleştirirler, hele bir de spor ise söz konusu olan:)

25 Eylül 2009 Cuma

es es es ki ki ki gassaray gassaray cimbombom!


hayat denilen şeyin düz çizgide gittiği nerede görülmüş. Bugün sevdiğiniz yarın başka yerlerde, dün tarih sandıklarınız yarın omzunuzda olabiliyor işte.

Duygusal bir giriş oldu, ama hayat fena halde futbola benzer demiştik hep zaten. Ümit Karan için bu yazı. Hani şu Galatasaray'ın en başarılı zamanlaarında gelmiş, geçirmiş sırtına parçalı formayı, aslan olmuş adam. hep o formayı giyecek sanırdım onu, eleştirsek de, bazıları "gitsin artık" dese de son kulübü Galatasaray olacak sanırdım. eh yanılmışız, bu sezon başı Eskişehir ile attı imzayı ve gitti. Bu haftaya kadar gidişi tuhaf gelmemişti, ama pazar günü tribünde bizim kalenin önlerinde koşturduğunu görmek nasıl etkileyecek bizi bilmiyorum.

Yanımda sanal alemdeki nickini "in 99 we trust" olarak seçecek kadar Ümit hayranı ve saçını sarı kırmızıya boyayabilecek kadar fanatik Galatasaraylı arkadaşımla izleyeceğiz Ümit'imizi. Hakkında kötü konuşmaya hiç gitmedi dilim, tıpkı onun Galatasaray'dan gittikten sonra dilinin kötüye gitmediği gibi. Sırf bu davranışı ile benim gözümde Ümit parçalı ile kaldı, Barcelona'ya attığı gol ile kaldı, bayan basketbol takımını boynunda sarı kırmızı atkısı ile desteklerken kaldı. Galatasaray adına son golünü kaydettiği, soğuk bir günde oynanan Malatyaspor ile yaptığımız kupa maçında golü görebilmek nasip olmamıştı, tribünde olmamıza rağmen.

Galatasaray kaybetmesin ama o gol atsın istiyorum pazar günü, tüm tepkileri göze alıp alkışlamayı düşünüyorum eğer gol atarsa. Biliyorum ki Ümit es es ki ki diye başladığı tezahuratı Galatasaray diye bitirir içinden, sadece gözünü kapar ve vazifesini yapar. Yolun açık olsun aslanım!

12 Eylül 2009 Cumartesi

"ESKİ" AÇIK


Bazen deli bazen kaçık
Bu alemde eski açık...

Sami Yen için yeri apayrı tribün, eski açık... Tam davulun dibinde değilseniz kimse "bağırsana" diye çığırmaz ama herkes bağırır burda. UltrAslan Uni'nin hareket kattığı, kadınlı erkekli gruplara yoğunlukla rastlanan bu tribün bugünlerde tam bir değişim içinde.
Büyük bir çoğu kombineli olan seyircisine bu sene UltrAslan'ın birçok kolu da eklendi, iyi mi oldu yoksa kötü mü, bunu bu akşamki Galatasaray-Beşiktaş derbisindeki tribün durumu gösterecek. Galatasaraylı İşadamları Derneği'nin taraftara jesti ile yapılan çatı ise hazır artık, bu akşamgörücüye çıkıyor. İlk etapta çatıyı tutması için dikilen direkler görüntüyü etkileyecek gibi bir havası var ve de çatı tribünün tamamını örtmüyor. Sami Yen yıkılınca Florya'ya taşınacakmış bu malzemeler, belki de o yüzden cuk diye eski açık'a uysun diye uğraşılmadı, tesislerde de kullanımının mümkün olmasını sağlayacak şekilde üretildi.
Eski açık bu değişimi yaşarken, güzide bir gazetemiz kulübün ayrımcılık yaptığını, tribünde deplasman seyircisine ayrılan kısmın üstünün kapanmadığını yazdı çizdi. Bu inşaat başladığından beri şahsi fikrim biraz daha masraf edilip çatının uzatılıp misafirlerin de ıslanmasının engellenmesi. Ama bu bahsettiğim bir zorunluluk değil bir jest idi elbette. Niye mi? Koskoca bir yeni açık var orda, tamamının üstü açık ve burada Galatasaraylılar maç seyrediyor. Stadın son senesi ve yapılacak masrafın dikkatli yapılması gerekiyor, inşaatı yaptıranlar ise Galatasaraylı İşadamları, elbette öncelikle kendi taraftarını düşünecek. Neyse ertesi gün Galatasaray Kulübü yaptı açıklamayı "orayı da kapatacağız, yetişmedi, misafir seyircimize şeffaf yağmurluk dağıtılacak". Üstelik resmi siteden yapılan açıklamada ebedi dostluğa dem vurulup, misafir seyircinin önemi vurgulandı. Peki bunun karşılığında güzide gazetemiz ne yaptı? "biz dedik, yaptılar". be kardeşim, planda olmasa koskoca kulüp bu açıklamyı bir akşamda yazar mı? Artı ne demek biz dedik ve yaptılar. Galatasaray Kulübü'nin böyle bir zorunluluğu var mı, stadın koskoca bir tribünü tamamen açıkken? Ama sözde tarafsız işte basınımız. He tüm bu açıklamaların üzerinde Beşiktaş da resmi siteden bir açıklama yaptı "Sami Yen'e giden taraftarımıza siyah beyaz yağmurluk dağıtacağız". Yahu ayıptır, sana el uzatana tokat atarsan sonra dostluktan bahsetmeye hakkın kalmaz, şeffaf demişler işte, giyeceksin formanı, takacaksın atkını, bunlar zaten şeffaf yağmurluktan görülecek, ne yapacaktı kulüp? Siyah beyaz yağmurluk mu dağıtacaktı size? İşte yapılan jestlere bu şekilde cevap verildiği ve bunların basında taraflı yer bulduğu sürece bu ülkede futbolda güzelleşme adına bir cacık olmaz.

"Eski" açık için heyecanlıyız, hadi bakalım :)

7 Eylül 2009 Pazartesi

Kewell from Galatasaray...
















kendisi asaleti ve mükemmeliyetçiliği ile tam bir başak burcu. her ne kadar bu burca kıl payı dahil olsa da. işte bu asalet sebebi ile yakışıyor galatasaray'a.

çok değil 1 sene önce bir alt yazıda gördüm ismini galatasaray'la birlikte. aylardan temmuz belki de haziran'ın sonu idi. tekrar baktım, aklıma leeds united maçında kart gördüğündeki sevincim geldi, yine gülümsedim. galatasaray maçları dışında çok fazla maç seyretmediğimden, atıp tutacak kadar bilmiyordum oyununu, tek bildiğim iyi topçu olduğu idi. saçları kısalmıştı o yıllardan bu yana ve sanki seneler yüzüne daha bir sevimlilik eklemişti, hani bazı insanların yaşı ilerledikçe çizgileri daha sevimli kılar ya onları, öyle bir şeydi işte.

gerçek midir, değil midir derken 3-4 temmuz gibi resmi sitemiz açıkladı transferini, kewell artık galatasaraylı idi.
ilk kez giydi o formamızı ve de golü buldu kayseri'ye karşı, daha bismillah demiştik ki o gol sevinci yaşıyordu. işte galatasaray taraftarı o gol sevincini yaşarken anlamıştı artık her gol sonrası onun yüzüne bakmak istediğini. çok tepki almış turuncu formamızın satışları patlamıştı, sırf ona yakışıyor diye. turuncu forma alıp arkasına kewell yazdırmak ritüeldi artık, hele bir de kumral açık tenli iseniz, sizden iyisi yoktu. zaten golleri dizdiğimiz konyaspor maçında golü kaçırınca çocuklar gibi üzülmüştü de baros teselli etmişti onu, işte o zaman bir şeyi daha anlamıştık, bu adam hep gülmeliydi. üzüntüsünün sevimli bir yanı olsa da biz onu gülümserken görmeliydik.

bundan sonrası çok güzel gitti kewell ile. yeri geldi topa bilmem kaç metreden vurdu, bordo'ya attığı gol gözlerimizi şaşı etti. takım zor durumlara düştü ama o yılmadı. defansımız oldu. yeri geldi oyuna 92. dakikada sokuldu, ama yine gıkı çıkmadı, işini yaptı sadece. biz bir sene içinde onu göğsümüze bastık, sakatlandığında ödümüz koptu, sahalara döndüğünde nazar duaları okuduk. bu taraftarın bu kadar kısa sürede kalpten bu kadar sevdiği kaç yabancı oyuncu var ki?

şimdilerde orda burda haberler okuyorum "yedek olduğu için küskün", "gitmek için gün sayıyor", "galatasaray'ın bizimle kal teklifini reddetti" diye. insanın inanası gelmiyor ki bunlara! gözleri galatasaraylı gibi bakıyor, galatasaray'a gönül veren biri bunu çok rahat anlar, hepimiz anlıyoruz. geçen sezon uzatmalarda oyuna sokulurken, yedek kalırken, mevkisinde oynamazken kırılıp darılmadı da şimdi mi yedeğim diye darılacak? taraftar o oyuna girsin diye ortalığı inletirken, rijkaard gibi bir hocanın ilk 11'i özel insanlardan oluşturmak gibi bir amacı olmadığını bilip sadece taktik icabı yedek olduğunu bilirken mi kırılacak galatasaray'a ve gün sayacak? ben bir taraftar olarak hiçbir şekilde inanmıyorum bunlara. evet belki de gidecek, hatta ne yazık ki yüksek ihtimalle gidecek ama bunun sebebi galatasaray'a kırgınlığı olmayacak.

bizler bu yıl transfer haberleri ile coşmuş taraftarlarız. yönetimden şimdi beklediğimiz ise ne yapıp edip bu adamın ve eşinin ikna edilmesidir, bu kadar çok sevdiğimiz bir yabancı (ne yabancısı aslında değil mi?) bizlerle kalmalı. bizler daddy cool melodileriyle onu belki yıllar sonra anarız, bu yıllarda daddycool onun attığı gollerin müziği olmaya devam etmeli.

o yüzden gitme kal harry, gitme kal bu şehirde, kal bu renklerle!