Mehmet Ali Aydınlar ve ekibi en sonunda istifa etti.
Bakalım bu krizi nasıl yönetmişler :
- hiçbir karar alamadılar.
- aldıklaır tek karar olan FB'yi CL'ye göndermeme idi sanırım, ama o da ağızlarına yüzlerine bulaştı. CAS da "biz istemedik" dedi. çıkıp "biz karar verdik çünkü etik kurulu raporu var, yaptırım alırdık" diyemedi.
- Karar alamadıkları için, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın "mahkeme beklensin" restine de bir şey diyemediler ama dünyanın her yerinde sivil mahkemeler spor olaylarını değil "kişileri" yargılayacağı için, UEFA ve FIFA'dan toka yiyeceklerini anladılar ve kaçtılar.
- he bir de play off getirdiler, ne işe yarayacak, sebep aslında belli ama neyse.
- deli gibi sevdiği Fenerbahçe'yi de karşılarına aldılar ve gittiler.
ne olacak?
- süreç uzayacak, sanırım amaç da buydu.
- Fenerbahçeliler, oldukça sürecek olan "mahkeme"yi bekleyelim diyecek.
- Yeni gelecek yönetim gelene ve karar verene kadar UEFA ve FIFA yaptırım uygulayabilir.
- Sonuç olarak tüm takımlarımız ve milli takım yaptırımlara maruz kalabilir.
her şekilde benim hakkım, birçok taraftar gibi, bu adama helal değildir. ben UEFA'da takımımı, diğer türk takımlarını göremeyeceksem, hakkımı da helal etmiyorum.
her ay verdiğim yaklaşık 100 TL dekoder parası içinse tüm bunlar, onu da vermem gelecek sezon, olur biter.
niye bunlarla kafamı yormak yerine, örgü filan örmüyorum ki ben? çok sinirliyim.
he günün en iyi tarafı : kar tatili olduk ve evdeyim, elimde de türk kahvesi :p
şike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Şubat 2012 Çarşamba
26 Ocak 2012 Perşembe
Türk futbolunda bir dönemeç...
Bugün TFF'de bir kongre var.
Sebep malum, Temmuz 2011'den beri Türk futbolunun ortasına oturmuş olan şike olayı.
Futbol sadece futbol olmayalı çoook zaman oldu, çook. yayın geliri denilen şey, kocaman bir gerçek olarak hayatımızda. hal böyle olunca, etik kurul karar vermişmiş, yok kanıtlar var, yok telefonlar dinlenilmiş, hiçbir şey para etmez.
Nisan ayında kabul edilen bir yasa vardı, sporda şiddet yasası. Bu yasaya öyle maddeler koymuşlar ki, hani adam öldürmekle eşdeğer olmuş bu şike olayı. hoş bu ülkede, yumurta fırlattığı için, fikrini savunduğu için hapiste olan öğrenciler var, kanunları irdelemeye kalksak (ki haddim değil, hukukçu değilim) neler çıkar neler. özetle, ben yasanın yumuşatılmasına çok da tepki vermedim, ilk büyük örnekte uygulanabilirliğinin ne kadar zayıf olduğu görüldü hepsi bu. keşke bir şeyler yasalaşırken, Türkiye'nin gerçekleri de göz önüne alınsa en başında...
Bu ülkede, futbolda şike yapıldı, hep yapıldı. Ama bu bir savunma olamaz. Sonuçta kabul edilen bir yasa, onun kapsadığı döneme ait yapılan araştırmalar, bu yasadan haberdar yöneticiler, açılan bir dava var. yani artık bu konu "ortada".
Bir kere, bu davada tek yargılananlar Fenerbahçe kulübü ile ilintili kişiler değil. Birçok kulübün daha adı geçiyor. Galatasaray'ın adının geçmesi için oldukça çaba harcandı ama olmadı işte, eğer Galatasaray'ı da katmayı başarabilselerdi, her şey çok kolay olacaktı. ama olmadı, geçen sene bize kafamızı yerlerden yere vurduran Galatasaray ligi 7. bitirmiş ve bu işlere bulaşmamıştı işte.
İlk önce yasa değiştirildi, eyvallah dendi. Aydınlar, Galatasaray'ın adının geçtiği anda "aa geriye dönük de işlem yaparız, kupalarını alırız" deme gafletinde bile bulundu, baktı yine olmadı.
Şu anda en büyük hata Fenerbahçe kimliği ayan beyan ortada olan bu adamın Temmuz ayından beri bir olayı "yönetememesi" ne şahit olmak. sonuçta Fenerbahçesini korumaya çalıştı, UEFA'dan azar işittiği an, adı yine soruşturmada geçen Trabzonspor CL'ye katıldı, bu defa Fenerbahçe ile ortaklığı da bitti, yapayalnız kaldı. "ben varken Fenerbahçe küme düşemez" dediği de dedikodular arasında. bu sebeple Fenerin transferlerini rahatça yapabilmeye başladığı konuşuluyor.
Hal böyle giderken, yayıncı kuruluş kıyametleri kopardı tabii. Bizim TFF de UEFA'nın yaptırımlarını göze alıp, para hesaplarınıön plana aldı. Kılıf da çok güzel "UEFA bizim işimize karışamaz". Yok ya?
Bugün bir kongre var TFF'de. "bir defaya mahsus af" ve "puan silme" gündemde. Fenerbahçe "bir puanımız silinsin, ligden çekiliriz" diyor. TFF küme düşürmeyi göze alamıyor, para kaybedecek, ama karşısında da rest var.yani ceza verilmemesi lazım, eğer yayın gelirinin akması isteniyorsa, e bu da zor, oluşmuş bir kamuoyu var.
Fenerbahçe niye sadece bizim ismimiz geçiyor diye kıvranıyor, e haklılar, bir sürü kulüp daha var. ama Fenerbahçe'de de bir üzerine alınma durumu mevcut. Yoksa Galatasaray'ın "sürecin adil işlemesi, UEFA'nın yaptırımlarının hatırlatılması" tarzındaki her yazıyı, "direk üzerilerine alınıp", resmi siteden açıklama yapmazlardı.
Bu iş ciddi bir kördüğüm oldu. Çözebilen beri gelsin. Ama şu bir gerçek ki, işin içinde iş var, bunlar niye oldu, önce de vardı sorularını bir kenara bırakıp, olan bitene bakmak lazım. madde değiştirmeleri, bir defaya mahsus uygulamalarla günü ve paracıkları kurtarmak ülkemiz açısından ciddi prestij kaybı.
Bizim bir basketbolcu başka basketbolcunun formasını giyip "hazırlık" maçı oynadığında bile, Galatasaray'ın küme düşürülmesi gerekir diye savunmuştum. ki bu olan bitenlerin yanında çok masum. bu olay sonucunda suyun karşı tarafı ayağa kalkmıştı ve Galatasaray'dan öyle bir puan silinmişti ki, kibarca küme düşürülmüştü resmen. O sene o takım ayakta kaldı, düşmemeye oynadı, arındı ve geçen sene küllerinden doğdu.
Beyaz sayfa açılması isteniyorsa, ortada bir suç varsa, cezası kurallara uygun olmalı, bitti. Puan silseniz ne olacak, küme düşürseniz ne olacak? Sonuçta gerçekler değişmiyor ve tarihte yerini alacak.
Unutmamak lazım ki "suçlular" affedilir. Ve eğer bir taraftar takımının suçsuz olduğuna inanıyorsa, bunu kabul etmez, haklılar. yok suçlu olduğunu düşünüyorsa da bu durumu ezik bulur, cezamız neyse o der. çünkü taraftar denilen şey, ranttan, gelirden, endüstriyel futboldan anlamaz. her ne kadar aldığı formalar, biletler ile buna katkıda bulunsa da.
Sebep malum, Temmuz 2011'den beri Türk futbolunun ortasına oturmuş olan şike olayı.
Futbol sadece futbol olmayalı çoook zaman oldu, çook. yayın geliri denilen şey, kocaman bir gerçek olarak hayatımızda. hal böyle olunca, etik kurul karar vermişmiş, yok kanıtlar var, yok telefonlar dinlenilmiş, hiçbir şey para etmez.
Nisan ayında kabul edilen bir yasa vardı, sporda şiddet yasası. Bu yasaya öyle maddeler koymuşlar ki, hani adam öldürmekle eşdeğer olmuş bu şike olayı. hoş bu ülkede, yumurta fırlattığı için, fikrini savunduğu için hapiste olan öğrenciler var, kanunları irdelemeye kalksak (ki haddim değil, hukukçu değilim) neler çıkar neler. özetle, ben yasanın yumuşatılmasına çok da tepki vermedim, ilk büyük örnekte uygulanabilirliğinin ne kadar zayıf olduğu görüldü hepsi bu. keşke bir şeyler yasalaşırken, Türkiye'nin gerçekleri de göz önüne alınsa en başında...
Bu ülkede, futbolda şike yapıldı, hep yapıldı. Ama bu bir savunma olamaz. Sonuçta kabul edilen bir yasa, onun kapsadığı döneme ait yapılan araştırmalar, bu yasadan haberdar yöneticiler, açılan bir dava var. yani artık bu konu "ortada".
Bir kere, bu davada tek yargılananlar Fenerbahçe kulübü ile ilintili kişiler değil. Birçok kulübün daha adı geçiyor. Galatasaray'ın adının geçmesi için oldukça çaba harcandı ama olmadı işte, eğer Galatasaray'ı da katmayı başarabilselerdi, her şey çok kolay olacaktı. ama olmadı, geçen sene bize kafamızı yerlerden yere vurduran Galatasaray ligi 7. bitirmiş ve bu işlere bulaşmamıştı işte.
İlk önce yasa değiştirildi, eyvallah dendi. Aydınlar, Galatasaray'ın adının geçtiği anda "aa geriye dönük de işlem yaparız, kupalarını alırız" deme gafletinde bile bulundu, baktı yine olmadı.
Şu anda en büyük hata Fenerbahçe kimliği ayan beyan ortada olan bu adamın Temmuz ayından beri bir olayı "yönetememesi" ne şahit olmak. sonuçta Fenerbahçesini korumaya çalıştı, UEFA'dan azar işittiği an, adı yine soruşturmada geçen Trabzonspor CL'ye katıldı, bu defa Fenerbahçe ile ortaklığı da bitti, yapayalnız kaldı. "ben varken Fenerbahçe küme düşemez" dediği de dedikodular arasında. bu sebeple Fenerin transferlerini rahatça yapabilmeye başladığı konuşuluyor.
Hal böyle giderken, yayıncı kuruluş kıyametleri kopardı tabii. Bizim TFF de UEFA'nın yaptırımlarını göze alıp, para hesaplarınıön plana aldı. Kılıf da çok güzel "UEFA bizim işimize karışamaz". Yok ya?
Bugün bir kongre var TFF'de. "bir defaya mahsus af" ve "puan silme" gündemde. Fenerbahçe "bir puanımız silinsin, ligden çekiliriz" diyor. TFF küme düşürmeyi göze alamıyor, para kaybedecek, ama karşısında da rest var.yani ceza verilmemesi lazım, eğer yayın gelirinin akması isteniyorsa, e bu da zor, oluşmuş bir kamuoyu var.
Fenerbahçe niye sadece bizim ismimiz geçiyor diye kıvranıyor, e haklılar, bir sürü kulüp daha var. ama Fenerbahçe'de de bir üzerine alınma durumu mevcut. Yoksa Galatasaray'ın "sürecin adil işlemesi, UEFA'nın yaptırımlarının hatırlatılması" tarzındaki her yazıyı, "direk üzerilerine alınıp", resmi siteden açıklama yapmazlardı.
Bu iş ciddi bir kördüğüm oldu. Çözebilen beri gelsin. Ama şu bir gerçek ki, işin içinde iş var, bunlar niye oldu, önce de vardı sorularını bir kenara bırakıp, olan bitene bakmak lazım. madde değiştirmeleri, bir defaya mahsus uygulamalarla günü ve paracıkları kurtarmak ülkemiz açısından ciddi prestij kaybı.
Bizim bir basketbolcu başka basketbolcunun formasını giyip "hazırlık" maçı oynadığında bile, Galatasaray'ın küme düşürülmesi gerekir diye savunmuştum. ki bu olan bitenlerin yanında çok masum. bu olay sonucunda suyun karşı tarafı ayağa kalkmıştı ve Galatasaray'dan öyle bir puan silinmişti ki, kibarca küme düşürülmüştü resmen. O sene o takım ayakta kaldı, düşmemeye oynadı, arındı ve geçen sene küllerinden doğdu.
Beyaz sayfa açılması isteniyorsa, ortada bir suç varsa, cezası kurallara uygun olmalı, bitti. Puan silseniz ne olacak, küme düşürseniz ne olacak? Sonuçta gerçekler değişmiyor ve tarihte yerini alacak.
Unutmamak lazım ki "suçlular" affedilir. Ve eğer bir taraftar takımının suçsuz olduğuna inanıyorsa, bunu kabul etmez, haklılar. yok suçlu olduğunu düşünüyorsa da bu durumu ezik bulur, cezamız neyse o der. çünkü taraftar denilen şey, ranttan, gelirden, endüstriyel futboldan anlamaz. her ne kadar aldığı formalar, biletler ile buna katkıda bulunsa da.
2 Ocak 2012 Pazartesi
fikri hür, vicdanı hür Galatasaray taraftarı bildirisi
3 Temmuz'dan beri bir tiyatro izliyoruz.
daha da doğrusu 3 Temmuz'dan beri, aslında daha önceleri futbol değil tiyatro izlediğimizi anlıyoruz.
tiyatronun sözlük anlamına baktım :
"Sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü " diyordu. işte ben bana "Türkiye Ligi" deseler, karşılığına aynen bunu yazabilirim.
Galatasaray Sözlük (ne yazık ki çok aktif olarak yer alamıyorum içlerinde son aylarda) bir bildiri yayınlamış dün. Okudukça gurur duydum :
http://gss.gs/853995
Ben Galatasaray taraftarıyım evet, bilen bilir Fenerbahçe düşmanı sayılmam pek, birebir rekabetimiz hariç pek de ilgilenmem "orada neler oluyor" kısmı ile.
ama bugün orada olanlar beni de ilgilendiyor.
Yasanın değişmesine valla çok da tepki vermedim. abartı idi cezalar, bir insan şike yaptı diye hapiste çürümemeli elbette, adma öldürenler elini kolunu sallaya sallaya gezerken. bu yasanın abartılı olduğu zaten ilk örnekte ortaya çıkıverdi.
Ama TFF talimatnamesinde değişiklik ne demek? sormak isterim şimdi, eğer aklanacaklarsa bu insanları peşinen suçlamak değil midir, 58. maddenin düzenlenip "bir kereliğe mahsus" af gelmesi?
eğer suçlularsa, kişilere has kuralların uygulanması, " bir kereye mahsus" ne demek? muz cumhuriyeti mi burası?
konuştuğum iki Fenerbahçeli arkadaşım da "hani suçsuzlardı, aklanacaklardı", "bu demek oluyor ki suçlular, örtmeye çalışıyorlar" dedi. yani bu maddenin değişmesinin onaylanması resmen ve açık olarak Fenerbahçe'nin (aslında niye sadece Fenerbahçe diyorsaki onun yanında kaç takım daha var hepsinin) şike yaptığının tescillenmesi aslında.
yayın gelirinin de, yaptırımların da, endüstriyel futbolun da suratına tüküreyim.
bana şifresiz kanaldan futbol izlediğim günleri geri verin.
bana bir Türk takımı Avrupa'da mücadele ederken, kenetlendiğimiz günleri geri verin.
kısacası bana çocukluğumun futbolunu geri verin.
ya da neyse siz gidin havuzdan gelen paranın azalmaması için başka neler yapılabilir ona kafa yorun.
************************
Yıllardır peşinden çocuksu bir heyecanla koştuğumuz futbol topunun masumiyetini yitirerek kirlendiğini üzülerek kabul etmek zorundayız. Gönül verdikleri renkler ne olursa olsun, pek çok sporseverin de bu hayal kırıklığını paylaştığına eminiz.
Futbolda organizasyon deyince 3-5-2 / 4-3-3 gibi saha içi dizilişleri hatırlayan sıradan insanların; futbol üzerinden haksız menfaat elde etmek için şike, teşvik primi, tehdit, baskı gibi sporun ruhuna tamamen aykırı araçları defalarca kullanmış organize suç şebekelerini ve çeteci zihniyeti hâlâ savunanları anlayış ve olgunlukla karşılaması da beklenmemelidir.
Yemyeşil bir sahada, tertemiz bir topun yuvarlanması sonucu futbolun adaletinin 90 dakikaya sığdığına inananlar, savcılık makamının iddianamesini hazırladığı süreçte hiç olmazsa futbolu yönetme iddiasında olanlardan soğukkanlı ve adil bir çözüm beklediler.
Görünen o ki, gölgede kalmış ilişkilerden, kirli ezberlerden, kökleşmiş önyargılardan kurtulamayanların böyle bir niyeti hiç olmamış.
Özellikle Galatasaray Spor Kulübü’nün Fair Play ve spor hukuku dersi niteliği taşıyan onca sağduyulu açıklama ve uyarısına rağmen, varlık nedenini unutmuş görünen Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun sorumluluktan kaçarak, ülke futbolunu bu hale getiren “olağan şüphelilere” suçun tanımını ve cezai karşılığını soracak olması da nesiller boyu anlatılacak son kara mizah olarak örneği olarak hafızalara yerleşmiştir.
Dillerinden düşürmedikleri endüstriyel futbol teranesiyle maddi çıkarlarının zedelenmesi riskini öne sürerek futbol topunu kirletmekten çekinmeyenler bilmeli ki, maç bileti-kombine kart-lisanslı ürün-şifreli yayın için dekoder satın alarak futbol ekonomisini yaratan ve büyütenlerle, kolayca kandırabileceklerini zannettikleri futbolseverler aynı insanlardır.
Sesiyle, nefesiyle, alın teriyle, emeğiyle, helal kazancıyla gönül verdiği kulüpleri destekleyen ve ayakta tutan taraftarlardır, aptal yerine konmak istenen insanlar!
Biz insanları heyecanlandıran ve mutlu eden basit bir oyuna, bunca pisliği bulaştırmış olanlardan hesap sorulmama ihtimalini, birilerinin kulağının üzerine yatarak üç maymunu oynamasını kabul edemeyiz.
Ve buradan, futbolun tüm aktörlerine bir kez daha sesleniyoruz;
Hukukun üstünlüğüne mazeret bulmayın, minareyi çalanlara kılıf aramayın. Futbol oyununu koruyun. Çıkar hesapları içinde bir gün öyle, bir gün böyle konuşarak artık kendinizi küçük düşürmeyin. Futbolu temizleyin ama önce siz temizlenin.
Bunu yapamıyorsanız, niyetiniz ve cesaretiniz yoksa, biz de yokuz! Bunu yapamazsanız, işte o zaman dilinizden düşürmediğiniz “marka değeri”nin nasıl yerle bir olduğunu göreceksiniz… Ne kadar üflerseniz üfleyin, için için yanan bu ateşin sönmeyeceğini ve önlem alınmazsa elinizdeki pis kokan küllerin para etmeyeceğini de göreceksiniz.
Avrupa’ya hatta dünyaya meydan okuyan futbol takımları hayal eden bizlerin, UEFA ve FIFA tarafından “şikeci ülke” olarak damgalanması ve uluslararası rekabetten yıllarca dışlanması an meselesi olan Türkiye’nin içinde bulunduğu berbat açmaza duyarsız kalması beklenemez. Güzel ve yalnız ülkemize, en azından uluslararası spor arenasında hakkıyla sahip çıkması gereken herkesi de göreve çağırıyoruz.
Büyük Galatasaraylı Tevfik Fikret’in “Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin” sözünü hiç aklımızdan çıkarmadan, yalnız çıktığımız bu yolda bizlerle birlikte yürüyeceğinize inanıyoruz.
Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Galatasaray Taraftarları
daha da doğrusu 3 Temmuz'dan beri, aslında daha önceleri futbol değil tiyatro izlediğimizi anlıyoruz.
tiyatronun sözlük anlamına baktım :
"Sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü " diyordu. işte ben bana "Türkiye Ligi" deseler, karşılığına aynen bunu yazabilirim.
Galatasaray Sözlük (ne yazık ki çok aktif olarak yer alamıyorum içlerinde son aylarda) bir bildiri yayınlamış dün. Okudukça gurur duydum :
http://gss.gs/853995
Ben Galatasaray taraftarıyım evet, bilen bilir Fenerbahçe düşmanı sayılmam pek, birebir rekabetimiz hariç pek de ilgilenmem "orada neler oluyor" kısmı ile.
ama bugün orada olanlar beni de ilgilendiyor.
Yasanın değişmesine valla çok da tepki vermedim. abartı idi cezalar, bir insan şike yaptı diye hapiste çürümemeli elbette, adma öldürenler elini kolunu sallaya sallaya gezerken. bu yasanın abartılı olduğu zaten ilk örnekte ortaya çıkıverdi.
Ama TFF talimatnamesinde değişiklik ne demek? sormak isterim şimdi, eğer aklanacaklarsa bu insanları peşinen suçlamak değil midir, 58. maddenin düzenlenip "bir kereliğe mahsus" af gelmesi?
eğer suçlularsa, kişilere has kuralların uygulanması, " bir kereye mahsus" ne demek? muz cumhuriyeti mi burası?
konuştuğum iki Fenerbahçeli arkadaşım da "hani suçsuzlardı, aklanacaklardı", "bu demek oluyor ki suçlular, örtmeye çalışıyorlar" dedi. yani bu maddenin değişmesinin onaylanması resmen ve açık olarak Fenerbahçe'nin (aslında niye sadece Fenerbahçe diyorsaki onun yanında kaç takım daha var hepsinin) şike yaptığının tescillenmesi aslında.
yayın gelirinin de, yaptırımların da, endüstriyel futbolun da suratına tüküreyim.
bana şifresiz kanaldan futbol izlediğim günleri geri verin.
bana bir Türk takımı Avrupa'da mücadele ederken, kenetlendiğimiz günleri geri verin.
kısacası bana çocukluğumun futbolunu geri verin.
ya da neyse siz gidin havuzdan gelen paranın azalmaması için başka neler yapılabilir ona kafa yorun.
************************
Yıllardır peşinden çocuksu bir heyecanla koştuğumuz futbol topunun masumiyetini yitirerek kirlendiğini üzülerek kabul etmek zorundayız. Gönül verdikleri renkler ne olursa olsun, pek çok sporseverin de bu hayal kırıklığını paylaştığına eminiz.
Futbolda organizasyon deyince 3-5-2 / 4-3-3 gibi saha içi dizilişleri hatırlayan sıradan insanların; futbol üzerinden haksız menfaat elde etmek için şike, teşvik primi, tehdit, baskı gibi sporun ruhuna tamamen aykırı araçları defalarca kullanmış organize suç şebekelerini ve çeteci zihniyeti hâlâ savunanları anlayış ve olgunlukla karşılaması da beklenmemelidir.
Yemyeşil bir sahada, tertemiz bir topun yuvarlanması sonucu futbolun adaletinin 90 dakikaya sığdığına inananlar, savcılık makamının iddianamesini hazırladığı süreçte hiç olmazsa futbolu yönetme iddiasında olanlardan soğukkanlı ve adil bir çözüm beklediler.
Görünen o ki, gölgede kalmış ilişkilerden, kirli ezberlerden, kökleşmiş önyargılardan kurtulamayanların böyle bir niyeti hiç olmamış.
Özellikle Galatasaray Spor Kulübü’nün Fair Play ve spor hukuku dersi niteliği taşıyan onca sağduyulu açıklama ve uyarısına rağmen, varlık nedenini unutmuş görünen Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun sorumluluktan kaçarak, ülke futbolunu bu hale getiren “olağan şüphelilere” suçun tanımını ve cezai karşılığını soracak olması da nesiller boyu anlatılacak son kara mizah olarak örneği olarak hafızalara yerleşmiştir.
Dillerinden düşürmedikleri endüstriyel futbol teranesiyle maddi çıkarlarının zedelenmesi riskini öne sürerek futbol topunu kirletmekten çekinmeyenler bilmeli ki, maç bileti-kombine kart-lisanslı ürün-şifreli yayın için dekoder satın alarak futbol ekonomisini yaratan ve büyütenlerle, kolayca kandırabileceklerini zannettikleri futbolseverler aynı insanlardır.
Sesiyle, nefesiyle, alın teriyle, emeğiyle, helal kazancıyla gönül verdiği kulüpleri destekleyen ve ayakta tutan taraftarlardır, aptal yerine konmak istenen insanlar!
Biz insanları heyecanlandıran ve mutlu eden basit bir oyuna, bunca pisliği bulaştırmış olanlardan hesap sorulmama ihtimalini, birilerinin kulağının üzerine yatarak üç maymunu oynamasını kabul edemeyiz.
Ve buradan, futbolun tüm aktörlerine bir kez daha sesleniyoruz;
Hukukun üstünlüğüne mazeret bulmayın, minareyi çalanlara kılıf aramayın. Futbol oyununu koruyun. Çıkar hesapları içinde bir gün öyle, bir gün böyle konuşarak artık kendinizi küçük düşürmeyin. Futbolu temizleyin ama önce siz temizlenin.
Bunu yapamıyorsanız, niyetiniz ve cesaretiniz yoksa, biz de yokuz! Bunu yapamazsanız, işte o zaman dilinizden düşürmediğiniz “marka değeri”nin nasıl yerle bir olduğunu göreceksiniz… Ne kadar üflerseniz üfleyin, için için yanan bu ateşin sönmeyeceğini ve önlem alınmazsa elinizdeki pis kokan küllerin para etmeyeceğini de göreceksiniz.
Avrupa’ya hatta dünyaya meydan okuyan futbol takımları hayal eden bizlerin, UEFA ve FIFA tarafından “şikeci ülke” olarak damgalanması ve uluslararası rekabetten yıllarca dışlanması an meselesi olan Türkiye’nin içinde bulunduğu berbat açmaza duyarsız kalması beklenemez. Güzel ve yalnız ülkemize, en azından uluslararası spor arenasında hakkıyla sahip çıkması gereken herkesi de göreve çağırıyoruz.
Büyük Galatasaraylı Tevfik Fikret’in “Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin” sözünü hiç aklımızdan çıkarmadan, yalnız çıktığımız bu yolda bizlerle birlikte yürüyeceğinize inanıyoruz.
Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Galatasaray Taraftarları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)