30 Aralık 2011 Cuma

yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun :)

evimizde geçireceğimiz ilk yılbaşı...

heyecanlıyım, çünkü 9 kişi yeni yıla bizim minik evimizde merhaba diyeceğiz yarın.

işlerimizin yoğunluğu, kardeşimin nişanı derken evle pek ilgilenemedim, aslında dip köşe temizlemek ve detaylı bir şekilde süslemek isterdim.

ama olsun, gelenler yabancı değil :)

ben yine de kendimce aldım migros'tan yılbaşı ağacımı, süsledüm dallarını, altına da şirketin hediyesi olan paketleri bozmadan yerleştirdim :) aynamıza ve de evin içinden geçmesine hiç anlam veremediğim doğalgaz borusuna da süs astım :)

akşama da balonlar alıp şişireceğim inşallah...

resimler net değil, iphone um yok da benim, idare edin ;)

bu vesile ile herkese mutlu seneler...


27 Aralık 2011 Salı

ilk adım...

Sevgili kardeşim ve Nagişimiz bu hafta sonu nişanlandılar.

Emre'nin de dediği gibi kardeşim yılın en soğuk gününü seçmişti nişanlanmak için.

Cumartesi günü, elimizde çiçeğimiz, pastamızla,  kokoş hallerimize bürünüp (tabii çok kokoş olmadık, nişan töreni sadece yüzük takmak içindi) düştük Pendik yollarına.

Ayrıca yanımızda, benim özene bezene hazırladığım bohça da vardı. elimden geldiğince kullanacağı şeyler olmasına dikkat ettim. mesela alengirli makyaj kutuları yerine, Sephora'dan makyaj paleti seçtim. çok dantelli geceliklerler, altılı takımlar yerine düz krem satenler; topuklu terlik yerine pentinin puf puf krem terlikleri, saten sabahlık yerine kışın sıcacık tutacak bornozu andıran sabahlık vardı :) gezinirken çok beğendiği twist elbiseyi de paketleyip koydum bohçaya. beğendiğini söyledi, çok sevindim :)

e biz yüzüklerimizi taktık ve geldik. umarım attıkları bu ilk adım, huzurlu ve mutlu bir evlilikle devam eder.

onlar ermiş muradına :)



26 Aralık 2011 Pazartesi

2012 gel ve bunlar gerçek olsun :)

sevgili takımdaşım fuly beni mimlemiş. valla ne yalan söyleyeyim, ben de mimlensem de yazsam şu yazıyı diyordum, baktım kimse mimlememiş üzüldüm filan, en son çare kendi kendime yazacaktım :p

2012'de gerçekleşmesini dilediğimiz 12 şeyi yazacakmışız. aslında insanların istekleri bitmez ama özetlemeye çalışalım değil mi ? :)

1- klasik olacak ama sağlık dileyeceğim ben. Annem geçenlerde yine rahatsızlandı, yine ödüm koptu. üstelik artık yanında da olamıyorum sürekli :( Allah beni, eşimi, ailemi, sevdiklerimi korusun, dert verip derman aratmasın 2012'de. Kimsenin acısını yaşamayalım, ben elimde olsa ölüm denen şeyi iptal etmek isterdim ama madem gerçekçi olacağız, ani ölümlerden, beklenmedik acılardan uzak bir yıl olsun 2012, olur mu?

2- ikinci dileğim kendim için değil. bu sene canım kardeşim, canım arkadaşım Şerom, tribün dostum Semacanım evleniyor. yine aynı zamanda Tubitos ve Pembe Mor Alg'i de unutmadan, evlenecek olanlara, benimkinden kat kat daha güzel bir düğün (kendiminki çok içime sinmişti de :)) ve ağız tadı diliyorum.

3- bu dileğim de kendim için değil. ismini vermeden söyleyeceğim iki çok yakın dostum, direk çekirdek ekibimden iki kişi, bu sene anne olmayı planlıyor. Umarım 2012'de hayallerine kavuşurlar, bebeklerini sağlıkla kucaklarına alırlar bu yıl. artık yetişmeyenler de, 2012'de güzel bir hamilelik dönemi geçirir ve 2013'de anne olurlar tabii.

4- Eşim kariyer planında değişiklik istiyor. Benim kariyerimi değiştirmem için geç, zaten öyle bir planım da yok. o yüzden 2012'de kendi adıma stabilite, eşim adına güzel fırsatlar diliyorum.

5- Yıllardır araba almak isterim. Bazen her zaman bir aksilik çıkmasında bir hayır var mı diye düşündüğüm oldu. Eğer hakkımda hayırlısı ise bir Toyota Yaris veya Auris istiyorum 2012'den :)

6- 4 arkadaş ortak milli piyango biletleri aldık. hepimizin hayat kurmanın ilk başında emekleyip duruyoruz. bizi şöyle azıcık ivmelendirecek bir şeyler çıksa süper olur :) çok değil bir sonraki dileğime peşinat olsa yeter :)

7- Bir evim olsun istiyorum. yani makul bir faiz ödenecek bir borca girsem de yeter. işte peşinat lazım, o da 6 numaradan gelse süper olur. ama elzem değil, 2013'e kalabilir bu dilek:)

8- 2012 yılında hiç ek hesaba girmeyelim istiyorum. çok basit görünebilir ama psikolojimi bozuyor bu durum, ne olur eksi bakiye görmeyeyim hesabımızda artık :)

9- Eşimle balayı hariç tatil yapamadık biz. Bu sene bir kayak, bir yurtdışı, bir de yaz tatili diliyorum. Sanırım bu da 8. maddeyi zora sokuyor, e dilek bunlar yani, ben dileyeyim de :)

10- Daha düzenli bir insan olmak istiyorum. 2012 yılına, 2011'de biriken tüm işlerimi bitirerek, temiz temiz girmek istiyorum.

11- Çok sevdiğim ve bir türlü yüzüne şans gülmeyen 4 arkadaşım var. 2012 onların senesi olsun, hayat arkadaşlarını bulsunlar, istedikleri işte olsunlar. 2011 bana ne getirdiyse, 2012 de onlara daha iyisini getirsin.

12- Galatasaray şampiyon olsun, şampiyonlar ligine katılsın, elenmeden 2012'yi tamamlasın. İçinizden e CL şampiyonluğu dile dediğinizi duyar gibiyim, yok onu 2012 sonunda dileyeceğim, malum yıl sarkıyor :)

mim kimlere gitsine gelince, valla mimkin değil 12 kişi çıkmaz benden. Eğer olur da görürse Yasmin yapsın bunu ;)

23 Aralık 2011 Cuma

Litera... yağmur, soğuk ve bırrrr

dün akşam Literada idik. şirketimiz yılbaşı yemeğini burda düzenledi.

oldum olası severim Goethe Enstitüsünün en üst katında, Haliç manzarasını olanca güzelliği ile sunan bu mekanı.

normalde hafta sonları canlı müzik de oluyor. ama dün de vardı, bizim şirketimizin orda olması sebebi ile mi, bilemedim.

güzel bir kokteyl, nefis bir et ve şarap vardı menümüzde.

artık karar verdim, ertesi gün başımın ağrımasını göze alamıyorsam, kırmızı değil beyaz şarap içmem lazım, tabii ille şarap çektiyse canım, hehehe.

şimdi ise çıkmama 1 saat kala, sol tarafımdaki cam kütlesini şiddetiyle sallayan yağmura bakıp bakıp eve acaba kaçta gidebilirim diye düşünüyorum.

üstelik eve değil, annemlere gitmem lazım bugün, yani haliç köprüsü trafiği!!!

bari yanımda bir kitap olsaydı be :(

neyse benim için gündemin yoğun olduğu bir hafta sonu başlıyor.

herkese iyi hafta sonları....

21 Aralık 2011 Çarşamba

2011 giderken...

2009 yılını sevmiştim ben, yani fena değildi. 2009'un son demlerinde de evleneceğim adam çıkmıştı karşıma, daha ne olsun di mi?

ama 2010'u pek sevemedim. başımıza bir sürü aksilik geldi, işte mutsuzdum, annem hastalanıyordu çok, Emre ile birçok zorluğa göğüs germek zorundaydık. yılın son aylarında elinde büydüğüm dedemin kardeşi, Zübeyde anneannem ölmüştü, zaten ondan bir hafta önce de yine diğer kardeşleri, aynı zamanda amcamın eşi. ne uğursuz bir yıl deyip duruyordum hep. zaten 2010 yılı, bitimine 10 gün kala dedemi de aldı gitti bizdem. bitsin bu yıl artık diye isyan ettiğimi bilirim.

ama 2011 çok güzel başladı, güzel devam etti, arada aksaklıklar çıktı yine ama çok şükür ciddi acılar yaşamadık. hem Emre hem ben iş değiştirdik, evlilik planlarımızı öne aldık bu sayede. nişanlandık, evlendik, hatta şimdi bu yılı uğurlamaya günler kala canım kardeşim de nişanlanacak.

"hakkımda" kısmında yazar ,  2011 yılının uğuruna inanan diye...

ben 2011'i çok sevdim. Galatasaray kötü gidiyor derdim, son demlerinde o da düzeldi be.

sen ne güzel bir yıldın 2011. seni hiç uğurlayasım yok inan.

giderken son bir kıyak daha yapar mısın? 4 tane bireysel, 16 tane ortak milli piyango bileti aldım da :)

20 Aralık 2011 Salı

tam bir yıl önce...

2010 yılının son günlerinde, tam 1 yıl önce bu gün canım dedeciğim bırakıp gitmişti bizi, geçen sene bugün bu saatlerde, hayatın en anlamlı tesadüflerinden biri olmuş, annem normalde köyde olmayacağı soğuk bir kış gününde başka bir vesile ile ile köydeydi, babasının bu hayattaki son gününde yanında olmayı nasip etmişti Allah ona.

sabah aradığında ağlayarak "deden gidecek kızım bugün" dedi. üveyliği bize hissettirmeyen anneannem, yan köydeki annemi arayıp "yetiş" demişti. annem gittiğinde can çekişiyor, ellerini tutuyordu annemin. işte ondan sonra susmuştu dedem, kıpırdamadan yatıyordu, annem sadece "bir nefesi var" dedi.

ne yapacağımı bilemedim, 1 ay önce görmüştüm onu en son, daha önce de yanına gitmiştim hasta olduğunu duyup... aslında yılın en kısa gününe sadece bir gün vardı ama geçmedi o gün.

eve gelip duş aldım, hazırlandım. her an bir haber gelecek de gideceğiz gibi. ve o haber geldi... 10 dakika önce dayımın ve yengemin gitmesine karar vermiştik sadece. eğer kötü haber gelirse de kuzenlerimi toplayıp gidecektik kardeşimle. oysa ki yengemle dayım daha yola çıkamadan, yetişemeden gelmişti o haber, onlar yine de gitti. biz de kuzenlerimi toplayıp düştük yola.

ölümüne 10 dakika kala kendine gelmişti dedem, tatlı istemişti, bir kase sütlaç yemiş, herkesle sohbet etmiş, anneme "gidecek misin kızım?" demişti. evlatlarına uzak olmanın ne acı bir şey olduğu, ömrünün son anlarını yaşayan bu adamın sorusunda gizli aslında.

köye girdiğimde ağlamaya başladım, zor tutmuştum zaten kendimi. benim için o köy dedem demekti, orda bir dedem vardı. bizim evimiz babamın köyündeydi, annemin köyü benim için dedemin evi demekti, dedem demekti, bayramda gidip elini öpmek, defalarca dinlediğim hikayelerini bıkmadan yine dinlemek demekti.

eve gittiğimde onu görmeye alışık olduğumuz döşek bozulmuş, üzerinde insanlar oturuyordu artık. tam biz girdiğimizde dayım ve babam onu battaniyelere sarılı halde çıkardılar, camiide de yetişemedim, göremedim son kez.

ve dedem aklımda, 1 ay önce gördüğüm sohbet eden hali ile kaldı. yaşlıydı dedem, genelde yatardı döşeğinde. ama  Allah bana onu son kez yatak döşek değil sandalyesinde otururken, yemeğini yerken görmeyi nasip etti.

onu son gördüğümde, kapıdan çıkıp ayakkabımı bağlarken, vazgeçip yeniden içeri girmiştim. kimse yoktu odada, elini avucuma aldım, yine geleceğim dedem dedim, hakkını helal et. elimi sıktı o da, helal olsun güzel kızım, yolun açık olsun dedi.

ve biz dedemi uğurladık. 2 ay içinde 3 kardeşi uğurlamıştık böylece, hepsi peşpeşe gitmiş, aile büyüklerimizin acısı ile yanmıştık 2010 yılının son aylarında. 2010 yılı son sevimsiz şakasını da yapıp gitmişti bana işte.

yine geldim dedem, ve bilirim ki sen beni gördün. nur içinde yatasın...

13 Aralık 2011 Salı

Mim: The versatile blogger

sevgili Hamide beni ödüllendirmiş, kendisine teşekkür eder ve kendimle ilgili 7 gerçeği paylaşmak isterim :)



aslında beeen :

1. çok feci Galatasaraylıyım, evet biliyorum, bu sizin için yeni bir şey değil.

2. mühendis olmama rağmen dökümantasyon işiyle haşır neşirim, her gün "ne yapalım ekmek parası" modunda takılıyorum. aldığım ciddi mühendislik eğitiminden (İTÜ) bir şey kalmaması bazen içimi acıtıyor.

3. çok çabuk gaza gelen biriyim. iki gün içinde gaza gelip yurt dışına gitmişliğim de var, hiç gerekmediği halde paralarımı saçıp ekmek yapma makinesi alıp, gereksiz pahalı selülit kremi aldığım da. bu bazen avantaj oluyor, bir şeye karar vermek için hevesimin geçmesini beklemiyorum ama bazen hem maddi hem manevi zarar olarak bana dönüyor.

4. kolay affediyorum, bana yapılanları kolay unutuyorum, hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorum ve bu içimden geliyor. bundan nefret ediyorum, aynı kişiden benzer kazıkları bu sebeple yediğim oldu.

5. çok konuşuyorum, elimde değil, ben konuşmaktan vazgeçemem:)

6. vertigo hastalığım var. tetiklendiği zaman dengemi sağlamakta zorlanıyorum. ilk kez başıma Amsterdam'da gelmiş, 3 günlük tatilim ziyan olmuştu. ne zaman azıcık gözüm kararsa, "şimdi kusmaya başlayacağım, yürüyemeyeceğim" diye panik oluyorum. bu benim zayıf yanım.

7. eşimle internette tanıştım. yok öyle chat sitesinde, sosyal paylaşımda filan değil, Galatasaray sözlük'te tanıştık biz. 1 seneye yakın süre, birbirimizi görmeden yazıştık, telefonlaştık, bu sürede asker mektubu bile aldım. etrafımdakiler bana deli gibi bakıyorlardı o zamanlar bir türlü görüşmediğimiz ve devam ettirdiğimiz için. buluşmamız geç oldu ama tam oldu, şimdiki biricik eşim benim yaşadığım şehirde hayat kurdu ve evlendik :)

ben de kimseyi mimlemeyeceğim, yapmayan 10 kişi bulmakta zorlanıyorum :)

12 Aralık 2011 Pazartesi

bu hafta sonu...

Lamoreee bu hafta sonu...

ya Lamore diyince, yeri geldi gibi düşündüm, benim şu nick bildiğiniz yazıldığı gibi okunuyor, lamor diye değil, çok karışır da blogda da bulusun dedim bu bilgi :p

heh ne diyorduk? bu hafta sonu ben..

Cumartesi gibi koca ile beraber baba evinde güzel bir kahvaltı yapıp,

Anne, baba, kardeş alındı ve kardeşin sevdiceğinin ailesi ile tanışılmaya gidildi, yakında nişanımız var a dostlar. görümce olarak, nişan bohçası hazırlamam lazım, bari ben Tubitos'un bloğunda gezineyim gidip :)

Pazar günü ise evde mayıştık, hafta içi pişirmek için sebzeleri yıkadım, etleri ayırdım, kafamda planımı yaptım, çamaşırlar yıkandı ve serildi (kurutma makinesi sanırım iyi bir şey )  ve de akşama, pişirilmiş yemeği ile birlikte anne-baba geldi, afiyetle yedik veeeee:

oturup Galatasaray'ımızın Trabzonspor deplasmanı maçını izledik. bir kere daha anladım ki, Galatasaray iyiyse, ben futbol izlemeyi seviyorum arkadaş. ne özlemişim böyle oynadığımız günleri, önümüze gelene 3 tekme modunda devam ediyoruz, maçımız 3-0 bitti, gollerin ikisini bu sene Trabzonspor'dan transfer ettiğimiz Selçuk  ve Ceyhun attı :)

ve yine geldik kürkçü dükkanına. başlıyoruz çalışmaya şimdi.

iş güç haricinde ise, kardeşimin biricik sevgilisine "ne alsam" "ne alsam" ile geçen güzel bir hafta geçirmeyi diliyorum. istiyorum ki, kendini çok şanslı hissetsin, değerli hissetsin müstakbel gelinimiz:)

8 Aralık 2011 Perşembe

benim için bir lanetin kırılışı : Galatasaray 3- 1 Fenerbahçe

hafta içi derbi seyrettik dün.

tribün arkadaşım yollarda kaldı, gelemedi, eve bile dönemedi trafikten, çok üzüldüm, halbuki koltuğuna gözüm gibi bakıyordum.

yapcak bir şey yok deyip, Emre ile ortada boş bıraktığımı koltuğa doğru kaydık, Sema gelemiyordu. Halbuki kombine alan birisi için şu maç da kaçıyorsa, o kombineyi delgeçle delmek ve anahtarlık yapmak gerekirdi. maçı bu saate ve güne koyanlara yeniden selam ederim.

buruk başladık maçı seyretmeye bu yüzden, ama oynadığımız güzel oyun mest etti, bizi içine çekti.

çok özlemişim, çok özlemişim takımımı böyle görmeyi ben.

11 oyuncumuzdan birisine de diyemem ki: kötü oynadı

resmen saha da herkes iyiydi, kimleri daha iyiydi ama herkes iyiydi.

uzun zamandır bu kadar içten "goool" diye bağırdığımı hatırlamıyorum ki ben son zamanlarda garip bir şekilde üzülüp sevinemiyordum maçlarda (bu şike olayları beni çok soğuttu !)

bu arada başlıkta bahsettiğim lanet nedir, açıklayayım, benim 4. gittiğim derbi, hepsinden boynumuz bükük döndük de, kendimi uğursuz ilan etmiştim.

maç çıkışı da şanslıydık, iki aibi (biri divan kurulu üyesiymiş) bizi taksilerine aldı, yoksa yağmurda sıçana dönecektik TEM'in ortasında. hoş taksici onları nişantaşı'na bırakınca, bizden de aynı (stat-nişantaşı/çapa) parasını istediğini söyledi, anlaşması böyle değilmiş. abimiz iki yolcu almış (ki telefonlu taksici, aranmış yani, o adamlar en az 50 TL atmıştır ona), yanına aldıklarından da para alacakmış filan. ama nedense adamlar taksideyken bunu demedi beyfendi (kaçırı mı yağlı müşteri), ah ben o abileri tanıyacaktım da kesecektim senin nemalanmanı. neyse bizim taksici ağır abi "gençler nişantaşı-çapa arası size ait" diye inince bozulmuş, biz devam etcez diye beklerken döktü eteğindekini. ne diyim umarım fırsatçılık yapmaya çalışırken, aksilikler peşini bırakmaz. bizi ilgilendirmedi tabii, atlayıp başka taksiye bindik ve normalde 50 TL tutacak bir yolu, 10 TL'ye gelmiş olduk :p

heh ne diyorduk, maç.

ben baktım uzatma dakikaları da bitiyor, skorboard'ı bir çekeyim dedim.


ay benim düğmeye basmamla skor değişti, yeniden çekmek durumunda kaldım.



o son saniye golünü yemeyecektik... neyse artık :)

7 Aralık 2011 Çarşamba

sonsuza dek sürecek bizim aşkımız....

sonsuza dek sürecek bizim aşkımız
biz galatasaraylıyız...

işin gücün derinine inmeden, sabah sabah derbi heyecanımı paylaşmak istedim.

maça yetişmek için izin almam lazım yarım saat, direktörüm Fenerbahçeli, bana şans dileyin.

atkım hazır, formam hazır, kombinem de yanımda.

yenilsek de sanırım çoook dert değil, alıştık artık :p

yeter ki saatler geçsin, vakit gelsin.

bu maça yetişmem lazım, şans dileyin :)

6 Aralık 2011 Salı

Mim: Blogunuzu Çevrenizle Paylaşıyor musunuz?

Sevgili Hestia beni mimlemiş, artık tembelliği bırakıp yapmalıyım bu Mim'i :)

1. Blogunuzu tüm eş, dost ve çevrenize söylediniz mi?

Herkes bilmiyor valla. Ama yakın arkadaşlarım, kardeşim biliyor burayı. yine de takipçilerimin neredeyse hepsi beni aslında tanımayanlar, yakın çevremin sürekli buraya girmediğini biliyorum. mesela kardeşim en son evlenmeme birkaç gün kala girmiş, yazılarımı okuyup, oturup ağlamış, - ki normalde maço takılan bir çocuktur kendisi- mesaj attı bana ben balayındayken :) sonra bir daha girmedim dedi.


2. Blogunuzu ileride çocuklarınıza gösterecek misiniz?

bence süper fikir :) kesin kendilerinin doğma, büyüme süreçlerini de burada paylaşmış olacağımdan, annelerinin evlilik, doğum anılarını, kendileri ile ilgili yazılarımı okumak hoşlarına gidecektir, eminim :)

3. Blogunuzu eşiniz/ sevgiliniz biliyor mu?

biliyor tabii :) evlilik hazırlıkları sırasındaki çoşmuş postlarımı şaşkınlıkla izledi kendisi, ama düzenli takipçim değil, burdan kendisini kınıyorum :)

5 Aralık 2011 Pazartesi

misafir ağırlamaca ve havuçlu toplar...

vay be, kim derdi ki bir gün ben de "ne pişirdim, ne hazırladım" postu yapacağım, değil mi?

annemin evinde yıllarca el bebek gül bebek yaşadım, yediklerimin nasıl yapıldığı ile değil, genelde nasıl olduğu ile ilgilendim.

sonra bir gün iş başa düştü.

anlaıdm ki, teorik olarak bir şeyler kapmışım, database de tutmuşum, çünkü çok fena gitmiyorum bu konuda:)

hafta sonu ilk işyerimden tanıdığım arkadaşlarım geldiler yemeğe.

ana menümde tavuk (fırın poşetinde, pratik bir şey)- yanında patates püresi ile tabii-, pilav ve mercimek çorbası vardı ( hmm çorbayı başa yazmak lazım, yavaş yavaş öğreneceğim:))

sonra ortaya soğan salatası, gavurdağı salatası, peynirli közlenmiş biber sarmaları ve yaprak sarma hazırladım.

tabii tatlı da yaptım. açıkcası ezbere bildiğim, eskiden de iş arkadaşlarıma yapıp götürdüğüm havuçlu toplar :) nostalji yapalım dedim.

tatlı ve ana yemeksiz sofram, peçeteler filan da henüz yerleşmemiş ama idare edin :


ve havuçlu toplarımın tarifi :

Malzemeler:

5-6 adet orta boy havuç
1 paket (küçüklerden) petibör bisküvi
50 gr margarin (tereyağı da olur)
1 çay bardağı rondodan geçirilmiş ceviz içi
1 su bardağı şeker
Hindistan cevizi

Tarifi:

havuçlar rondodan geçirilir ve püre kıvamında elde edilir. daha sonra margarin eritilerek havuçlar üzerine eklenir ve harlamış ateşte kaşıkla bastıra bastıra karıştırılarak havuçlar pişirilir. havuçların rengi döndüğünde şeker ilave edilir ve şeker karamelize olana kadar 5 dakika daha orta ateşte karıştırılarak pişirilmeye devam edilir. Elle ezilmiş petibör bisküviler ilave edilir ve 1-2 dakika daha pişirilir. Pişirirken artık tavaya yapışmadığını, hamur kıvamında bir kütle oluştuğunu göreceksiniz :)  [ teflon tava kullanmakta fayda var] daha sonra soğumaya bırakılır, eli yakmayacak soğukluğa gelince, avuç içinde yuvarlanır ve tabak içerisindeki hindistan cevizine batırılarak süslenir.

Afiyet olsun :)


derbi heyecanı sardı dört bir yanımı...

çarşamba günü maç var.

maçı hafta içi  oynamalarına ayrı sinirleniyorum, saatine ayrı.

Tranzonspor'un CL maçı var aynı gün. o sebeple saat 20.00 bile değil, 19:30 maç saati.

yahu nasıl gelecek insanlar?

hadi ben TEM de çalışıyorum, parama kıyıp, taksiye atlayıp gelcem, ya uzaktakiler?

böyle derbi mi olur yahu?

derbi dediğin nasıl olur?

eğer maç Galatasaray'ın sahasındaysa, o gün gündüz çıkınca her yerde sarı kırmızı formalar görürsün. tüm gün o gün o ülkede derbi olduğu moduna girersin. ben mesela sabahtan giyerim formamı derbi günleri.

aynı şekilde kadıköy'de ise, sahili sarı lacivert formalar kaplar, genelde güzel bir pazar günü olur.

amaç nedir anlamıyorum. zaten rakip seyirci de almıyorsunuz, he bir de hafta içi yapın, iyice içine edin üç kuruşluk zevkimizin.

neyse bunları düşünmeyerek moda girmeye çalışıyorum.

hafta sonu eski derbileri filan izledim. eh bizim açımızdan pek parlak değil tabii, ama olsun, umrumda mı, vallahi değil, benimki ciddi bir "yensen de yenilsen de" durumu.

4. kombine sezonum sanırım. yani daha fenerbahçe galibiyeti görmedi bu gözler canlı olarak.

e vakit bu vakittir, inşallah:)

yine aynı konuya döneceğim, çünkü çoook sinirliyim!!

öldürmeye, köreltmeye çalışanlara inat! GS-FB derbisi Türkiye liginin en önemli maçıdır, kimse terisini söyleyemez bunun. bir Şampiyonlar Ligi maçı ile çakışmayacak, hafta içi iş çıkışından yetişmeme riski olmayacak kadar önemlidir.

nasıl yani, daha derbiden eve dönemeden Trabzon maçı mı konuşulmaya başlıcak şimdi?

Bu Trabzonspor a da bir ayıptır aslında.

çünkü hafta içi başka hiçbir hafta müsait değildi, bu haftayı bulduk!!

tebrikler, sizi Allah'a havale ediyorum.

2 Aralık 2011 Cuma

güzel insanlar görmek...

Mart ayından beri yalnız oturuyorum 4 kişilik bir açık ofis masasında, hep demişlerdi, falan pozisyonuna birisi gelecek.

Yaşadığım sorunların çoğundan bahsetmedim burda, sevgilime bile söylemedim pek çoğunu, yüzüm güler, şükrederim ama pek de mutlu sayılmam.

içimden çok dua ettim, en azından dibimde oturacak olan kişi neşeli, pozitif bir insan olsun diye.

sanırım gök kapısı açıkmış ki bıcır bıcır bir çalışma arkadaşım oldu.

sabah baş ağrısıyla uyandığım bir gündü, takside gelirken kaç kere kusmanın eşiğine geldim, ofise gelince zaten ne yesem gitti. ağrı kesiciler de fayda etmedi, dün ağrımaya başlayan başım, sabah ağrımaya kaldığı yerden devam etti :(

birkaç saat önce azcık ağrım geçti.

he konudan konuya atladım sanmayın. iğrenç bir gün olması gerekirken, karşımda bu kadar pozitif bir kız gördükçe gülümsüyorum.

beni kötü gördükçe su taşıdı bana, yemeğe götürdü, en güzeli gülümsedi.

uzuuuuun zaman olmuştur, iş ortamında birine görür görmez ısınalı.

aman nazar değmesin bize :) sayesinde valla burası daha yaşanır oldu.

bu da onun çektiği oyuncaklı fotoğrafım. bu oyuncağı almak için bayağı uğraştık ama zafer bizim oldu :p

iyi hafta sonları :)


1 Aralık 2011 Perşembe

ve yarın Cumaaaa...

evet oflaya puflaya getirdim Cuma'yı...

en sevdiğim ikinci gün Cuma, çalışmama rağmen, çünkü umutlu oluyor insan, dinleneceğini, gezeceğini, tozacağını düşünüyor. birinci sırada ise elbette Cumartesi var benim için. Pazar günleri çabuk geçiyor, beni sinir ediyor, hadi üçüncü sıraya da Pazar'ın kahvaltısını koyayım.

en sevdiğim akşam da Cuma akşamı, çünkü biliyor ki, o gecenin dışında bir gece daha uzun uyuyacak.

bu hafta işten kafamı kaldıramadım.

oysa ne çok şey geldi aklıma yazacak, ama oturup toparlayamadım işte.

ama herkesi okudum ben. Yasmin'in depresyonda olduğunu, Gülümse'nin iş arkadaşları ile fotoğraf çektirdiğini, Hamide'nin makyaj yapmamasına rağmen hediyeler kazanıp, pembe mor alg in ise eşya beğenme sürecinde olduğunu okudum, gördüm.  gelinyolu gelinlik modeli, gelinliğin üzerine kürk modeli sergiliyordu, taranis papuçlarını paylaştı. daha sayamadığım bir sürü güzel paylaşımlar okudum.

e ben paylaşamadım ama üzüldüm çok :(

dönüşüm muhteşem olacak.

şimdi Cuma'nın içime doldurduğu enerji ve Perşembe'yi de bitirmenin mutlululuğu ile kız arkadaşlarla buluşmaya gidiyorum ;)

28 Kasım 2011 Pazartesi

Cuma'yı düşünme hiç bugün daha Pazartesi...

bildiğimiz Pazartesi sabahı...

güzel bir hafta sonu geçti cuma akşamı kardeşim ve Emre ile maç eşliğinde cips yemece, e Fenerbahçe de berabere kaldı, değmeyin keyfimize :)

cumartesi evi tertemiz yaptık, misafir ağırladık, yemeklerim ve sofram beğenildi, sevindirik oldum. gece 2'ye kadar sürdü muhabbet, e tabii arada Galatasaray-Sivas maçını da izledik, zar zor da olsa yendik, ama mutsuzuz takımdan... hele o Engin kaleciye kafa atıp kırmızı görmedi mi, nasıl dellendim.

pazar günü evde mayışmaca, hafta içine yemek planlamaca, akşam üstü tophanede nargile, akşam evde Beşiktaş-Trabzonspor maç keyfi ve de Pazar akşamı sendromumuz.

ve evet hatırlatmak gibi olmasın ama bugün daha Pazartesi.

mutlu haftalar...

23 Kasım 2011 Çarşamba

ben halleri

ben bugünlerde;

yine kendimi, kafamı toparlama uğraşındayım.

pazartesi ofisten çıktığımda saat 00:10'du yani aslında Salı çıktım ofisten. eve geldiğimde Emre yemek yapmış, sofrayı kurmuş ve kaldırmış, sonra da uyumuştu, içim hüzünlendi :( üstelik sabah eğitime yetişmeliydim, geç kalkma lüksüm de olmadı.

bu sabah gelince, bilgisayarımda "Ayşeee gel çabuk" postiti buldum, dün olmadığım için özlenmiştim birileri tarafından, sevindim, demek ki ortamda varlığım pozitif etki yaratıyor, halbuki son günlerde işyerinde huzurum sıfırın altında, sevindim demek ki yansıtmamışım :)

ev yine rezil halde, amaan diyip bıraktım, şu anki hedefim mutfağı düzenli tutabilmek:)

evdeki hesabın çarşıya uymadığı aylardayız, biraz can sıkıcı ama her yeni evli çiftin başına geliyor sanırım.

yapmam gereken çok iş var, ne zaman oldu bu kadar işim çok şaşırıyorum, halbuki buraya geçtiğimde, eski işimi hatırlayıp "dünya varmış" çekmiştim.

dün kendimi Galatasaray kaçıncıydı yahu diye puan tablosuna bakarken buldum, normal halim bakmaz, takır takır ezbere bilirdi ilk 7-8 takım puanını, sanırım kafa dağınıklığım ilgi alanlarıma da yansıdı.

kuafördeki kız geçen sefer kocası ile yaşadığı sorunları anlatmıştı, bu sabah boşanacağını söyledi, böyle haberler yeni evli bünyeme iyi gelmiyor, üzüldüm yine :(

lenslerim gözümde kızarıklık yaptı, bir süre bıraktım, inat ettim gözlük kullanmıyorum ama biliyorum ki akşama başım ağrıyacak.

bu da böyle kafa dağınıklığımı yansıtan anlamsız bir post olsun, bırakayım dağınık kalsın :)

21 Kasım 2011 Pazartesi

bravoo!

bizim federasyon derbilere rakip taraftar sokmayarak bayağı temiz bir işe imza attı, şak şak şak ve de bravooo!!

adamlar resmen "deplasman takımı kafasına her şeyi yiyebilir, biz ev sahibini koruyalım mantığında", oldukça akıllıca!!

dün akşam galatasaraylı futbolcuların kafasına yabancı madde yağdı, evet beşiktaşlılara bir şey olmadı, e orası onların evi, onların can güvenliği sağlandı ya, tamamdır.

sakın taraflı bir yazı sanılmasın, 7 Aralık 2011'de de Fenerbahçeli futbolcuların kafasına neler yağar kimbilir, o zaman Galatasaraylıların evi, onlar sağlamsa tamam deriz.

ya da durun ya ben kesin çözüm buldum!

artık futbol oynanmasın, oynansın. ay İngilizce yazayım : play değil act olsun oradaki fiil, tv programı olarak kabul edilsin. ooh evde 3D yayın, elimizde bira, tartışmalı görüntüyü tekrar izle, can güvenliğin yerinde, kulübe gidecek paradan digiturk nasibini alarak zaten kulübe iletecek.

ne gerek var taraftara değil mi yahu? sabah sabah zihnim bayağı açıldı...

18 Kasım 2011 Cuma

deplasmanıma dokunma!!

Kulüpler birliği karar almış, dört büyüklerin birbirleriyle oynayacakları futbol maçlarına deplasman taraftarı alınmayacakmış!!!

Nasıl ya? Hadi basketbolda yapıyorsunuz, salon küçük, güvenlik sağlanamıyor vs vs.

Futbolun en güzel tarafı rekabet değil mi? saha içinde takımlar rakipken, tribünlerde taraftarlar rakiptir.

Artık ütopya olan, yan yana birlikte maç seyredilen günlere imrenerek bakarken, diyorsunuz ki artık rakip taraftar yok!

Olayın temeline inmek, futbola ne zaman, niye bulaştı bu pislikler, aşırı küfürler, kavgalar, yaralamalar diye düşünmek yerine, en kolay çözüm : yasakla gitsin!!

Millet olarak alışkınız yasaklanmaya zaten...

Hiç deplasmana gitmedim. Ne yalan söyleyeyim, bu konuda erkek fatmayım ben giderim filan demiyorum. Ben asla futbolu sevdiği için küfür duymaya çok alışkın, topun hangi kaleye girdiği konusu yüzünden birbirlerini darp edecek insanları normal karşılayan birisi olmadım, olmayacağım da. Asla canımı tehlikeye de atmam bunun için. Hani bileğimi kesseler sarı kırmızı akar, aman efendim ölürüm ben bu takım için diyemem. bunu gerçekten diyenler de bence sağlıklı değil (lafın gelişi diyenleri ayırıyorum tabii).

He ama tahmin ediyorum o deplasmanlarda neler olabileceğini ama. Turk Telekom Arena'da Eskişehir maçında, deplasmandan gelen şişe ile önümdeki çocuğun kafası yarıldı, bana da 3-4 kez içi çiş dolu pet şişe attılar, super mario gibi sağ sol yapıp kurtuldum her seferinde. Hani oraya o cam kafesi yapmasalar, Fenerbahçe maçında ölen bile olurdu, çok acı ama öyle işte. karşı tarafı suçladığım falan yok, her takımın taraftarı arasında var bu psikolardan.

Futbolu bir top, 22 adam diye indirgemem ama bu bizim çok sevdiğimiz bir top ve 22 adam oyunu için bir tek kalp kırmaya değmez, bu net.

Ne diyordum? deplasman...

Yahu kaldıracağınıza, yasaklayacağınıza çözsenize... engellesenize kavgaları, küfürleri, bunun için bir şeyler yapsanıza? he zor olabilir, ama bir zahmet zor olanı deneyin.

Tribünde iki tarafın renkleri yoksa, ben yemişim öyle rekabeti, derbiyi!!

Bir kampanya başlatmışlar, deplasmanıma dokunma diye. ne kadar işe yarar bilmem ama oyumu verdim.

Demişler ki: renklerimiz farklı, derdimiz aynı!!

http://www.deplasmanimadokunma.com/


Aynen öyle...

Galatasaray ve basketbol...

ne yalan söyleyeyim yakından takip edemiyorum basketbolu.

eskiden özellikle bayan basketbolunu sıkı takip ederdim ama artık vakit bulamıyorum, ya da başka önceliklerim var, bilemiyorum.

hal böyle olunca, teknik yorum, fikir beyanı yok yapmak hoş olmuyor.

ama yine de Galatasaray Erkek Basketbol Takımı'nın çıkışının farkındayım.

Oktay hocanın zekası karşısında eğiliyorum.

NBA'deki lockout bitmese de, ordan gelen oyuncularla iyice dirilen takımımız otursa en sağlamından.

Geçen sene saç baş yolduran Furkan, bu sene nasıl güvenli kendine.

Bazen düşünüyorum da, o yanlış forma olayı hazırlık maçındaki, aldığımız cezalar, koçun gitmesi... hayırlı mı olmuş ne?

Tüm onlar olmasaydı, Cemal Nalga olayı yaşanmasaydı, belki bugünleri göremeyecektik.

Geçen sene finalde kaybettik, kızlarımız da öyle.

Bu sene mucize eseri Euroleuge'e katıldık, ağlayacaktım nerdeyse.

Ve dün, ne yazık ki gidemediğim maçı, tv'den izledim.

Barcelona ile başa baş mücadelemizi hayranlıkla seyrettim.

20 sayı farka teslim olmayıp, o farkı 2 sayıya kadar indirişimizi de.

varsın 4 sayı fark ile kaybetmiş olalım, salonda bir seyirci bile harcadığı zamana, verdiği paraya ve gırtlağına acımıyordu dün eminim. bir seyirci bile mutsuz değildi, daha doğrusu kaybetmenin mutsuzluğu vardı elbet ama sebebi ruhsuzluk değildi.

dün ben oyuncularımızın, ayrı ayrı hepsinin, tüm varlıklarını ortaya koyduklarını gördüm.

hepsine ayrı ayrı helal olsun.

haftasonu inönü'de kaybedeceksek futbolda, aynen böyle kaybedelim.

7 Aralık'ta Fenerbahçe'ye kaybedeceksek, yine böyle olsun.

elbette gönül kaznamak ister.

ama kazanmanın da kaybetmenin de olduğu bu oyunlarda, kaybetmelerimizi hep böyle yaşamak isterim.

17 Kasım 2011 Perşembe

konsantre olmak ya da olamamam!!

son aylarda çıkan bir durum. başta evlilik hazırlığına filan verdim ama yok geçmiyor :(

çok ciddi konsantrasyon sorunum var benim.

bir şeye odaklanıyorum, nerdeyse son hale getiriyorum ama hoop başka bir işe atlıyorum.

bu blog yazarken bile böyle, biraz önce 34 gün önce yazmaya başladığım ama yollamadığım, taslak olarak kalan bir yazımı gördüm, dehşete düştüm.

tv'de dizi izlerken bile kaçırıyorum olayları.

bankadan havale yaparken, unuttuğumdan, geri ödndüğümde "zaman aşımına uğradı" diyor.

çok sevdiğim futbol maçlarında bile arada muhabbet etmek istiyorum artık, kilitlenemiyorum ekrana mesela.

eğer yazmazsam, ancak birinin uyarsı ile "aa bunu yapacaktım" diyorum, o yüzden her şeyi yazmaya çalışıyorum artık.

yarım yamalak bir sürü iş var beni bekleyen, ayrı ayrı önemsiz, ama totalde önemli bir yekun tutan.

yani sadece işimle ilgili bir durum da değil bu.

sebebini bulamadım ama keşke çözümünü bulabilsem :(

benim de artık bir albümüm var :)



Yaşasııın, artık eve misafir alabilirim !

Niye mi? yeni evli evine gidince, olmazsa olmaz "albüm bakma" işlemi için artık donanımım yeterli.

Ayçi, fotoğraf albumümüzü göndermiş, dün geçti elime.

Klasik gelin-damat albümü anlayışından çok uzak ve eğlenceli.


Tam da beklediğim gibi.

İşte paketi :

                         
                                    



Ön kapak :


Arka kapak :


Rastgele bir sayfa :)


Yşasın artık ben de bir ritüeli yaşatacağım, evime gelenlere yeni gelin albümü gösterebileceğim.

Fotoğraf Çekmecesi'ne yine ve yeniden teşekkürler...

16 Kasım 2011 Çarşamba

Mim: Renkli giyinmem pek ama ruhum rengarenk benim :)

 

Sevgili Hamide, Tubitos ve Pembe Mor Alg mimlemiş beni. Hamide ve Tubitos için ben beyazmışım, ne kadar güzel :) sanırım yeni gelin olmamın etkisi büyük, heep beyaz kalalım e mi?

Ben pembe mor alg'in beni koyduğu rengi kendime yakıştırdım: sarı. ama yanına da kırmızı koyalım ;)

Heyecan ve canlılık, işte ben :) zaten yukarıdaki resimden de sarı ile ilişkim çözülebilir:)  kendisi Ayşe'nin gelin buketi olur.

yine avatar resmim de biliyorsunuz sarı bir kelebek ;)

yeri gelmişken bir not daha, bej-kahve tonlarındaki ev dekorasyonumuza hardal sarısı dokunuşlar yapmayı planlıyorum önümüzdeki günlerde;)

ben her renge ilk aklıma gelen blogcuyu koydum. vakti olanlar ve yapmamış olanlar bu mimi üzerine alınabilir :)

1-Ruhunuz hangi renk?


2- İzlediğiniz blogcular hangi renk?


Renklerimizin anlamlarına gelirsek;

Beyaz: Temizlik, saflık ve güven hissi verir. Hüzünlendirir. Bence buuuu Taranis

Mavi: Özgürlük hissi verir ve sakinleştirir. Gelinyolu demek istiyorum :)

Yeşil: Dinlendirir ve huzur verir. yasmin ;)

Kırmızı: Tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İştah açar. fashionözge

Sarı: İnsana heyecan ve canlılık verir. Dikkat çekicidir. Hamide :)

Pembe: Neşe, güven ve rahatlık verir. pembe mor alg :)

Turuncu: İştah açar, yorgunluğu giderir. Ayçi tabiiki de :)

Kahverengi: Kahverengi toprağın rengidir, insanların hareketlerini hızlandırır. öyle değil aslında

öyle aklıma ilk uçuşanları yazıverdim, aslında otursam izlediğim her bloğa renkler yakıştırabilirim, çünkü insanlar yazdıklarından rengini belli ederler;)

15 Kasım 2011 Salı

Mim: Makyaj malzemelerimiz

bugün bir mimi daha yapasım geldi :) sevgili pembe mor alg beni mimlemiş. Makyaj malzemelerimizin resimlerini yolluyoruz.

Allam yine rezillik, ben makyaj konusunda iyi değilim yahu :) mesela ikinci bir rimelim olmaz, hatta allığım da olmaz (son zamanlarda bir palet aldım da onu biraz kurtardım).

Birkaç resim çektim, banyodakileri, yatak odasındakileri ve en son işyeri çekmecelerindekileri. evet ben bir tembelim, işyerinde tutuyorum temel malzemeleri ve burda sürüveriyorum işte :) ama bunları çaktırmadan çekmemdeki performansım için takdiri hak ettim :p

vallahi sizin kozmetiklerinizi gördükçe kendimi bakımsız hissediyorum, ne diyim ki? :))) işte benim birkaç parçam:

banyodakiler (otellerden aşırılan ufak şişelere takılmayın :p)



Şifonyerimin gizli bölmesindekiler ( bakın şifonyerde böyle bir yer olması işe yarıyor, tozlanmıyorlar):


Tuvalet aynası önünde ise paletim, birkaç krem ve termal suyum duruyor ( Bu termal su da güzel bir şey, ben alerji olunca almıştım ama şimdi cildimi nemlendirmeden önce de kullanıyorum bazen, işe yarıyor):



ve işyerinde makyaj çantası içinde muhafaza ettiğim farlarım, allığım, nemlendiricim, birkaç oje (evet arada ojeyi de burda sürüyorum çaktırmadan, bozmadan klavye kullanma çabalarım takdire değer), kalemler, eyeliner, rimel ve rujum:


işte hepsi bu kadarcık maleseeef :)

Mim: Bakımlı mıyım?

Aslında bunun dışında iki mim var, onalrı bulup yapayım derken, bir baktım ki yine mimlenmişim. kendimi ödevini yapmayan öğrenci gibi hissediyorum.

son mimden başlayasım geldi :) sevgili gülümse beni mimlemiş.

ya sanırım ben pek bakımlı değilmişim :)

1. Yüzünü günde kaç kez yıkarsın?
İlk sorudan sınıfta kaldım, bir kez yıkıyorum, akşamları makyajımı çıkardıktan sonra.

2. Cilt tipin nedir ?
Karma cilt tipim var.

3. Şu an kullandığın yüz yıkama ürünün nedir?
Avene cleanance jel. şiddetle tavsiye olunur.

4. Peeling yapar mısın?
Dürüst olacağım : çok çok çok nadir, en son düğünümden önce cilt bakımında yapılmıştı.

5. Peeling ürünün ne marka?
en son clean & clear ürününü almıştım, ama o kadar tembelim ki evlenince annemlerde unutmuşum, daha eve getiremedim bile.

6. Nemlendiricin nedir?
Avene 50+ nemlendirici krem. bu da şiddetle tavsiye olunur.

7. Çillerin var mı?
yok:)

8. Göz kremi kullanıyor musun?
ne yazık ki hayır.

9. Cildin akneye meyilli midir?
Siyah nokta (o da çok ufak bir alanda) hariç hiçbir problemim yok.

10. Güneş koruyucu kullanıyor musun?
nemlendiricim zaten 50 faktör korumalı. yazın da bacaklaırm, kollarım için daylong markasının koruyucularını kullanıyorum.

MAKYAJ

11. Fondötenin nedir?
Loreal var evde, ama çook nadir fondoten kullanırım.

12. Kapatıcı kullanıyor musun?
pek değil. bazen fondoteni azcık alıp göz altlarıma uyguluyorum.

13. Makyaj alt tonunu biliyor musun?
ay hiç bilmiyorum, ama açık tenli olmakla birlikte, en beyaz insanların bir ton koyusuyum sanırım :p

14. Takma kirpikler hakkında ne düşünüyorsun?
bence müthiş bir icat. günlük hayatta kullanmıyorum. nikahımda ve düğünümde takılmıştı. bundan sonra yakın arkadaşlarımın, kardeşimin düğününde de taktıracağım.

15. Rimelimizi üç ayda bir atıp değiştirmemiz gerekiyor, bu konuda ne düşünüyorsun?
bak bu konuda taviz vermem. gerekirse tembellikten, gidip bir türlü alamamaktan rimelsiz gezerim ama beklemiş rimeli kullanmam, gözlük yerine lens kullanan birisiyim ve göz sağlığı önemli.

16. Hangi mascarayı kullanıyorsun?
Maybelline one by one (aha Gülümse ile ortak noktamız;))  valla kırmızı-pembe kabını beğenip almıştım ama çok memnun kaldım, kullanmayı sürdüreceğim :)

17. Sephora mı MAC mi?
Sephoranın makyaj paleti var, arada kulanıyorum. Mac ise nikahımda uygulanmıştı, çok güzeldi. yine de karşılaştırma yapacak bilgim yok.

18. Makyaj yaparken en çok hangi alet edavattan : ) faydalanırsın?
parmağım, bir de kalemi dağıtmak için far fırçası, tabii allık fırçası.

19. Far bazı kullanıyor musun?
hiç anlamam:) kullanmıyorum bu durumda.

20. Ya yüz için?
herhalde bu bana düğündei nikahta sürülen açık ton şey oluyor. yok kullanmıyorum :)

21. En sevdiğin far marka ve numarası, ama tek bir tane?
Loreal Quad Pro- Green Eyes 319 ( Evet yeşil gözlüyüm, yakışıyor bu far bence bana :p)

22. Kalem / likit / jel eyeliner hangisini tercih edersin?
Kalem. Dağıtılmayan kalemi de eyeliner ı da sevmiyorum, çok yapay duruyor.

23. Makyaj yaparken kaç kere gözünü çıkarma tehlikesi atlattın? : )
çok ilginç benim gibi bir sakar için ama böyle bir anım yok. ama lens takıp çıkarırken bu boşluğu doldurdum tabii:)

24. Pigment farlar hakkında ne düşünüyorsun?
Kullanmadım ama merak ediyorum doğrusu.


25. Mineral makyaj malzemeleri kullanıyor musun?
Fikrim yok:(

26. Favori rujun nedir?
Avon- Sparkling peach

27. Peki gloss?
Kullanmıyorum.


28. En sevdiğin allık hangisi peki?
Loreal 2161-002 Blush in apricot; şimdi üzerinden bu kadar okuyabildim ama bittikçe alırım, iki katlı olup minik oluşu, aynası fırçası falan, beğeniyorum.

29. eBay’den makyaj alışverişi yapıyor musun?
Yapmıyorum. İnernet alışverişi olayını abartmamdan şikayetçiyim, hayret nasıl olduysa kozmetikte bu işe girmemişim. Ay onu da yapmıştım ama yaa :( Eczacıbaşı bünyesinde çalışırken ama çalışanlar için olan internet istesinden alışveriş yapıyordum nivea ürünleri için :)

30. Market kozmetikleri (drugstore products) hakkında ne düşünüyorsun?
Göz makyajı temizleyicim neutrogena, onu marketten alıyorum hep.Onun dışında deodarant, stick, niveanın dudak nemlendiricileri, nadir de olsa nivea maskeleri ve de bazen ayak kremi, vücut losyonu filan alıyorum.

31. Hiç profesyonel makyaj eğitimi almayı düşündün mü?
Hayır. ben bu konuda eğitilebileceğime inanmıyorum, olduğu kadar yapmaya, günü kurtarmaya devam edeceğim :)

32. Makyaj yaparken sakarlık yapar mısın?
Farların üstündeki tozları silkelemek için çöpe içindeki kalıpları düşürmemi mi sayayım, elimden allığı sensörlü lavaboya düşürüp üzerine su akmasını mı sayayım, halıları ojeye boyamamı mı, yoksa kuruduğunu sandığım ojelerimle ayakkabı giyerken hepsini mahvedip geri dönüp silerek ojesiz çıkmamamı mı? (bu konuda çok dertliyim) bilemedim :)

33. En nefret ettiğin makyaj hatası nedir?
hem gözün hem de dudağın vurgulanması. Uyuz oluyorum, kokonaya dönüyorlar.

34. Canlı renkli makyaj ürünlerini mi yoksa doğal tonları mı tercih edersin?
kesinlikle doğal tonlar. renk olarak sadece koyu yeşil (o da nerdeyse kahve) filan kullanıyorum. Makyajda mavi fara dayanamam, sinir olurum.

35. Makyajını hep beğendiğin bir ünlü söyler misin?
Sanırım bu konuda dikkatsizim, eğer kokonaya çevrilmemişse dikkatimi çekmiyor:)

36. Eğer ömrünün sonuna kadar tek bir makyaj malzemesi seçmen gerekse?

Allık :)

37. Hiç makyajsız dışarı çıkar mısın?
Her sabah makyajsız çıkıyorum. İşyerinde nemlendiricimi sürüp, bir şeyler yapıyorum (allık, rimel, far filan)

Haftasonları da akşam çıkmayacaksam yapmadığım çok oluyor.

38. Makyajsız nasıl gözültüğünü düşünüyorsun?
Doğal halim, hiç yadırgamıyorum. Ama bir allık bile çok şeyi değiştiriyor, orası kesin.

39. Sence EN İYİ makyaj koleksiyonuna sahip marka?
Yine çalışmadığım yerden :)

40. Makyaj hakkında genel olarak ne düşünüyorsun?
İnsanı farklılaştırıyor. Psikolojik etkisi tartışılmaz.


Ben de sadece Yasmin'i mimleyeceğim, hadi bakalım :)

14 Kasım 2011 Pazartesi

yine bir Pazartesi...

işte yine bir Pazartesi...

insana şükretmeyi unutturabilecek kadar sinir olduğum ama iyi davranmak zorunda olduğum bir durum.
iş hayatı ne garip... sokakta görsen suratına bakmayacağın insanlarla "iyi anlaşıyor" görünmek zorundasın. ne acı...

Lidyalılar sizden nefret ediyorum.

sayısal loto, senden de...

11 Kasım 2011 Cuma

11.11

tam iki yıl olmuş gözlerine bakalı

tam iki yıl olmuş ellerine dokunalı

herkes 11.11.11 uğuruna inanadursun sevgilim

benim uğur denilince aklıma sen gelirsin

11.11 denilince de 2009 yılı...

10 Kasım 2011 Perşembe

tatil sonrası sendromuna tuz biber eken zihniyet...

sabah zor kalktım, ama son aylarda aldığım kararla çok söylenmeyip şükretmeye çalıştım hazırlanırken...

işime geldim, maillerimi açtım. laptop zaten tatilde sapıtmıştı, işyerinde hiç açılmadı.

mantığını hiç anlamadığım ama mecbur olduğum help desk i aradım, kendileri yurtdışında, bizden iki saat gerideler, içimden "umarım birileri nöbetçidir" diyordum. neyse ki birisi açtı telefonu, derdimi anlattım, recovery key'i aldım filan, çook büyük emeklerden sonra bilgisayarım açıldı.

açar açmaz, sevgili hükümetimizin bize bayram hediyesi olarak "Cumartesi" yayınladığı ilaç indirimleri ile ilgili tebliği açtım, hafta sonu birkaç mail dönmüştü bile, ben de katılmıştım.

sonra çalışma arkadaşımdan aldığım hakikaten gereksiz bir maille gözlerim faltaşı gibi açıldı, kan beynime sıçradı resmen, ccde ise yöneticimiz vardı. cümlelerimi özenle seçip, cevap verdim, aldığım cevap daha da kabaydı. ben de artık kayışlar kopmuştu, ben zaten artık sırf 15 senedir çalıştığı için "önemli ve saygıdeğer" olduklarını düşünen insanlardan bunalmıştım.

üstelik ben yeni mezun bile değildim, 6 yılım geçmişti bu sektörde. ama karşımdaki bunu ısrarla görmüyor, ya da hiç anlamadığım bir şekilde beni bir tehlike olarak görüyor, anlamadım gitti.

elbette iki kadın kavgasına dönüşüveren atışmamız için iyi bir azar işittik, cc'deki yöneticimizden.

ben ve tehdit? en başından beri planlarımı biliyormuş, farkındaymış.

allam ya, ben burda işe başladığımda taze evlilik teklifi almış, nişan hazırlığındaydım. sonra da iş işte kalmak zorundaydı benim için, evleniyorudm zira, öyle plan yapacak karakterim olsa vaktim yoktu.

şimdi ise halim yok. tek amacım paramı kazanıp, taksitlerimi ödemek, hepsi bu.

sanırım bu iş hayatı bana göre değil, ben gerçekten beceremiyorum bu işi, yani iş derken, insanlarla başedebilme kısmını.

ve sanırım istemiyorum da. ne oyunlar öğrenmek, ne hırslı yarışlara girmek istiyorum ben. işimi yapıp, paramı alıp, kredi kartımı, kiramı ödemek istiyorum yalnızca.

bunu yapabileceğim bir ortam olsaydı keşke.

ne kadar sevdiğim bir yeri, tek kişinin bile ceheneme çevirebileceğini burda gördüm ben.

ne kalıp savaşmaya, ne de gidip baştan başlamaya halim var.

of be hayat ne zorsun sen :(

4 Kasım 2011 Cuma

İzmir yolcuları...

Annemler İstanbul'da yaşıyor. Gerçi yazın, bayramlarda ve de bazen kışın belli dönemlerinde Antalya'dalar ama 1. adresleri İstanbul:)

Salı günü gitti annemler Antalya'daki köyümüze. Valla hayalimiz, önce İzmir'e ordan Antalya'ya geçmekti, hem Emre'nin aileyi görecek hem de Emre artık bizim köyü görecekti.

Başka bahara kaldı. tatil sadece 5 gün...

O yüzden biz, İzmirdekileri çok az görme şansımız olduğunu göz önüne alarak, İzmir'e gitmeye karar verdik.

Bu bayram İzmir'deyiz dostlar.

Kordon'da bir kahve de sizin için içer, tavlada bir düşeş de size atarım ;)

Dilerim bu bayram ülkemizin üzerindeki kara bulutlar bir nebze olsun azalır.

he bir de hazır dilek dilemişken, dilerim bu hafta Galatasaray kazanır, yine maçı kaçırıyorum, bu sene şu kombinenin hayrını görmedim yaa!!

Mutlu bayramlar :)

3 Kasım 2011 Perşembe

50 50 50

Bu bloğu açtığımda (daha doğrusu Umut açtığında) kimseyi tanımıyordum.

Şimdi bir sürü hayat oldu izlediğim, mutluyum.

Aslında 2 senedir açık olan ama son 4-5 aydır yazdığım bir blog burası.

Bu 4-5 ay içinde öyle bloglar tanıdım ki, hayatlarımız bir yerde kesişiyordu.

Bazılarını ise sadece okumayı sevdim.

Beni de okumayı sevenler olduğunu görmek güzel.

Bugün bir baktım ki, 50 tane izleyicim olmuş :)

O zaman 50. izleyicim Viva hoşgelmiş.

1 Kasım 2011 Salı

şarjlı süpürge olayı-2

biliyorsunuz şu yazımda, şarjlı el süpürgesi arayışımdan bahsetmiştim.

geçen hafta hepsiburada.com'dan sipariş ettiğim süpürge, siparişten bir gün sonra anneme teslim edilmişti. alıp hemen denedim.

tüm karşılaştırmalarıma değmişti ürün doğrusu. gayet güzel çekiyor, kanguru model, içindeki parça ile koltuk filan da süpürülebiliyor. çok aşırı ağır değil. forumlarda yazan "menteşe kopması" olayını yaşayacağımı sanmıyorum, çünkü halı da temizledim, bir sıkıntı olmadı bastırınca, umarım da olmaz.

tek dezavantajı şarj ışığı. evde nereye koysam diye bakındım bakındım, rengi siyah ve modeli güzel olduğu için bari yatak odasına dursun dedim, ama o ışık varken baş ağrılarım tetiklendi valla, aldım başka odaya koydum, ışığı da duvara doğru yansıttım, bu sorunu çözdüm :)

efenim, ben en son 3 model arasında kaldım :

- Bosch move 2 in 1
- Philips FC6161 DailyDuo
- Fakir Duplex Turbo Cyclonic 2 in 1

Philips diğerlerine göre daha pahalı idi, bir de rengini de pek beğenmedim. Bosch ve Fakir istediğim gibi siyahtı ama Fakir Volt fazlası ile ve de forumlardaki yorumlar ile öne geçti, ve Fakiri satın aldım. Turbo modelini, hepsiburada.com'dan, mağazalardaki normal modelin fiyatının da altına aldım. bazı internet mağazalarında daha ucuzdu ama bu konuda tatsız tecrübem olduğundan, risk almadım.

Bu tarz bir süpürge arayanlara tavsiye olunur.

31 Ekim 2011 Pazartesi

İnternet'ten alışveriş...

Artık kabul ediyorum, ben bu konuyu abarttım, hatta halk arasında kullanılan b.. nu çıkarmak deyimini kullanmak istiyorum ama kullanmayacağım, ayıp :)

her şey markafoni ile başlamıştı, masumdu.

ama sonra trendyol çıktı, çıktı da çıktı.

grupanyalar çıktı, grupfoniler çıktı falan filan.

bir gün "yeteeeeer" dedim, kıyafet almıyorum, öyle fırsat filan hiç almıyorum. oooh aylarca rahat ettim, hatta para bile biriktirdim.

ama bitmemiş meğersem...

evlilik arefesi evle ilgili, gelinle ilgili aksesuar ıvır zıvır satan internet mağazalarına dadandım.

sonra düğün sonrası bunları eve lazım olan tablodur, elektroniktir vs izledi. evim. net, evmanya.com abonesi oldum resmen.

he bir de arada zizigo ile tanıştım.

bu ay kredi kartlarımı ve elimi bile sürmesem o karta artık, tüm maaşımı aylarca götürecek taksitleri görünce, ağlayacaktım nerdeyse.

ben yandım sizler yanmayın.

insan masa başında alıyor da alıyor, gaza geliyor, oysaki o el kredi kartına her gittiğinde bir kez daha düşünmek lazım:

- gerekli mi?
- şimdi mi gerekli?
- kaç ay ertelenebilir?
- "bu fırsat kaçarsa bir daha ucuza bulamam" tamamen yalan, başka bir zaman başka bir sitede yine olacak.
- ben bu karta hiç dokunmasam taksitler ne geliyordu? değer mi bu çileye?

yeni evlilere şiddetle tavsiyemdir özellikle. 4. nevresiminiz, duvardaki ikinci tablonuz, mutfaktaki 8. tencereniz, dergileri koyacak dergiliğiniz, bilmem kaçıncı rafınız aynı anda olmasa da olur! birini alın, ödeyin, diğerine geçin.

ve altın kural : taksit yaptırmama şansınız varsa yaptırmayın, taksit ancak tüketim toplumunu sömüren, aynı anda 5-6 şeyi birden aldırmayı hedefleyen bir zımbırtı. halbuki insan elden geldiğinde "elindeki" parayı harcamalı, "gelecek" parayı değil.

diyene bak :)

bu da böyle bir bunalımımdır...

28 Ekim 2011 Cuma

way to Ankara!!

Bugün Ankara'ya gidiyoruz.

Hayret ama iş için değil, üzerimde kotla, ayağımda botla, elimde laptop çantasız gidiyorum :)

Ankara benim için iş demek değil bu hafta sonu.

O kadar içim şişti ki iki haftadır olan bitenlere, bir de üzerine işyerinde patronluk taslayanların çilesi eklendi, çıldırmak üzereydim.

Sanırım iyi gelecek bana Ankara, hem Umutla Çatoyu en son düğünümde görmüştüm aşağıdaki halde:)



özledim sanırım bu ikisini :p


o zaman dönünce görüşürüz;)

27 Ekim 2011 Perşembe

bu hakemlerle bu lig biter mi??

futbol delisiyim ben.

işi hakemlere bağlamayı hiç miç sevmem, öyle klasik "ya bu hakemler Gassaray'a düşman yeaa" diye genellemelerle de kesinlikle dolanmam ortada.

ama dün, kendi sahamızda oynadığımız antep maçında, yan hakemin çok ciddi nefretine geldik bence.

maç sonrası, marcus merk bile "anlam veremedim" dedi yaptıkları için.

adam faulsüz topu alıyor, faul çalıyor, kendi kendine dövündü diye itiraz kabul eidliyor ve kırmızıdan atılıyor.

adam son adam olmamasına rağmen, topun hızına, pozisyona bakılmadan kırmızı kart görüyor.

frikikten atılan nizami gol, pasif ofsaytta olunmasına, başka kimse dokunmamasına rağmen iptal ediliyor.

karşılaşmada, sarı kart görmeyen galatasaray oyuncusu kalmıyor?

yahu galatasaray bu kadar agresif bir takım da, niye her maç böyle olmuyor?

uyuz oluyorum ya, kendi evimizde deplasman tadı yaşıyoruz resmen.

yine de, 9 kişi savaşan, maçı son ana kadar bırakmayan takımımı kutluyorum. antep'in 5 şutunun 4'ü gol olmuş, Galatasaray'ın çook şutu vardı gol olamayan. yani her şeye rağmen direnmişiz.

valla ben bu galatasaray'ı görmeyeli çok olmuştu,  hem sinirlendim hem de tat aldım, bu iki duyguyu aynı anda yaşattı bana dün cimbom.

ha bir de. hani artık hakeme itirazdan, kart göster işaretinden vs "ileriye gidilmedikçe" kart görülmeyecekti. keşke daha net bir kural konsaydı, bu "ileri gitme" olayı fazla göreceli oldu da.

neyse ben gittim...

26 Ekim 2011 Çarşamba

bir gün sen düşersen ben de seni kaldıracağım...

ekşi sözlükte, face de dolaşan bir entry. her okuyuşumda gözlerim doluyor resmen.

bu ülkede "biz", "onlar" demeden de, sadece biz olarak yaşayabileceğimizin kanıtı gibi.

umut verdi....


ömrü hayatımda duyduğum en anlamlı söz oldu bu.



ağlaya ağlaya yazıyorum bunları...

deprem olur olmaz van'a kazak, bot, mont gibi eşyalar gönderirken montun cebine "geçmiş olsun kardeşim, ben de gölcük'te senin şu an yaşadıklarını yaşadım. maddi manevi ne sıkıntın olursa bana 05xxxxxxxxx numaralı telefondan ulaşabilirsin, hiç çekinme." yazılı bir kağıt koyulduğundan 3 gün sonra gelen mesaj:
"allah razı olsun kardeşim. şu an gönderdiğin montla ısınıyorum. sana söz bir gün sen düşersen ben de seni kaldıracağım."

Kadının halinden kadınlar anlar!!

Depremin yaralarını arabilmek için herkes seferber.

bloglarda da ileitşim numaraları, yardım masaları vs ile ilgili epeyce bilgi var zaten.

ben yine de benim çok hoşuma giden iki tane blogger fikrini buraya yazmak istesim yine.

ilki, birçok arkadaşın katılımı ile tamgaz devam eden : "Van bebelerine atkı örüyoruz", fashion by pride blogger ın, şu yazısı ile tanıştığımız.

diğeri ise, biraz önce pembe gönlüm sende blogunda gördüğüm, bayanın halinden bayan anlar dayanışması :

yurttta kapı kapı dolaşıp, hijyenik ped toplamışlar ve hepsini paketleyip Van'a göndermişler. benim marketten alıp göndermemden çok daha sıcak ve faydalı göründü gözüme, çünkü ne kadar çok insana yayılırsa, o kadar da fazla yardım gider. yurttta kalan, kalabalık apartmanda oturan, kalabalık ofiste çalışanların kolaylıkla uygulayacakları bir fikir.

her iki fikri de çok sevdim, düşünenlerin aklına sağlık!!

25 Ekim 2011 Salı

Van için Herkes Tek Yürek!


Van Depremi'ne duyarlılık gösteren ve zor durumda olan depremzedelere yardım elini uzatmak isteyen vatandaşlarımız için bir liste hazırladık. Aşağıdaki kanallardan dilediğinizi seçerek yardımlarınızı en kolay şekilde Van'a ulaştırabilirsiniz:


1. KIZILAY

2868'e tüm operatörlerden boş bir SMS göndererek Kızılay'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.


Ayrıca havale yoluyla destek olmak isteyenler, tüm bankalardaki "Türk Kızılayı" hesaplarından bağış yapabilir. Ayni bağışlar Türk Kızılayı lojistik merkezleri ve şubeleri tarafından kabul edilecektir. Tüm Kızılay şubelerinin iletişim numaralarını buradan öğrenebilirsiniz.


2. AKUT

Tüm GSM operatörlerinden 2930'a göndereceğiniz AKUT yazan bir SMS ile AKUT'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.


Kredi kartını kullanarak internet üzerinden bağış yapmak isteyen vatandaşlarımız CardFinans ya da diğer banka kartlarını kullanarak bağışta bulunabilirler.


Havale/EFT için Banka Hesap Numaraları;

T. İş Bankası - Gayrettepe Şubesi - TR14 0006 4000 0011 0800 6666 63

Finansbank - Gayrettepe Şubesi - TR92 0011 1000 0000 0001 9576 70

Garanti Bankası - Ortaklar Cad. Şubesi - TR26 0006 2000 3570 0000 0029 30


3. BAŞBAKANLIK YARDIM KAMPANYASI

Başbakanlık tarafından Van’da yaşanan deprem nedeniyle başlatılan yardım kampanyası çerçevesinde saptanan banka hesap numaralarına buradan ulaşabilirsiniz.


4. KARGO FİRMALARI

Yurtiçi Kargo, PTT Kargo, MNG Kargo ve Aras Kargo yardım gönderilerini ücretsiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadır.


5. HÜRRİYET EVLERİ

Deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan ve kış öncesinde evsiz kalan Van için Hürriyet Gazetesi de büyük bir seferberlik başlattı. Hürriyet, Van’da kış koşullarına dayanıklı, mutfak, banyo ve tuvaleti olan "Hürriyet Evleri" kuracak. Kızılay işbirliğinde başlatılan kampanya ile her biri 6 bin liraya kurulacak evler, evsiz kalan vatandaşlara sıcak bir yuva olacak.

Van Depremi - Hürriyet Gazetesi Bağış Hesapları

T. İş Bankası Mithatpaşa Şubesi
4228 - 0971947 / IBAN TR370006400000142280971947


T.C. Ziraat Bankası Kızılay Şubesi
Hesap No 685-2868-5189 / IBAN TR060001000685000028685189


Garanti Bankası Kızılay Şubesi
Hesap adı: Van Depremi - Hürriyet
Şube: 082 Hesap No: 6294703 / IBAN TR72 0006 2000 0820 0006 2947 03


Yapacağınız ufak bir yardım zor durumdaki bir çok insanı hayata bağlayan bir umut olacaktır. Mesajımızın ulaştığı herkesi, deprem bölgesinde yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımıza yardım etmeye davet ediyoruz.





Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

24 Ekim 2011 Pazartesi

:( yardımlar için...

Ülkemizin üzerinde bir uğursuzluktur, bir beladır, bırakmıyor peşimizi.

Haberleri izlemeye bile cesaretim yok, sinirlerim bozuluyor, tutamıyorum gözyaşlarımı.

"elden bir şey gelse" diyor insan, oturduğu yerden.

işim, eşim, annem izin verse belki atlar giderdim da ama bu üçlemeden çıkmam zor, hoş gitsem de profesyoneller varken ben ayak bağı olurdum herhalde :(

çevremden tek ricam, para yardımları için Kızılay ve AKUT dışına pek çıkmamaları, bir de yine resmi ellerden kurulan afet masaları vs tabii.

kargo firmaları gönderileri ücretsiz bir şekilde ileteceğini duyurdu dün, bugün yurtiçi kargonun sitesinde de gördüm.

bugün bizzat gidip bebek bezi, maması, kışlık giysi alıp bırakacağım ben, arka sokağımızda yurtiçi kargo şubesi var.

aynı uygulamayı MNG kargo da yapıyormuş.

benim içimi acıtan bir nokta ise, daha geçen hafta anneme "anne ya Van'a götürelim seni, kahvaltı yaparız" demiştim, hatta bu hafta sonu planlı bir Ankara seyahati (o da iptal oldu ama) olduğu için azcık ileri tarihe atmıştım. Pazar günü Emre ile kahvaltıyı Vatan Caddesi'ndeki "Van Kahvaltı Sofrası"nda yapmıştık.

Çünkü benim için Van kahvaltı demekti, göl demekti. ne yazık ki artık deprem de demek :(

tıpkı bir zamanlar İzmit'in benim için "körfez"ken, sonra deprem olması gibi.

depremi sevmiyorum... belki isyan gibi olacak ama  insanın acizliğini yüzüne yüzüne vuran hiçbir afete dayanamıyorum :(

20 Ekim 2011 Perşembe

kelimeler kifayetsiz...

Gönül isterdi ki, elden başka bir şey gelsin.

Herkes bilsin isterdim ki, intikam yeminleriyle, nefretle bir yere varılmıyor, yine ana kuzucukları ölüyor, yine ölecek.

hepimize nefret aşılandı, bu nefreti içimizde büyüttük, büyütüyoruz.

dün ağzımdan dökülen ilk kelimeler bela okudu benim de, elde değil.

anneler yanıyor, evlatların bir ömür içi üşüyecek babasız, ağlamak da protesto etmek de çözüm değil aslında.

asıl savaş güçlüler/zenginler ile halk/fakirler arasında aslında, aslında savaş da değil, çünkü güçler eşit değil, lanet olsun buna!!

elden daha fazlası gelir mi, gelir tabii, bu ülkeye içine savaş duygusu yerleşmemiş, paranın kölesi olmamış, aydınlık çocuklar yetiştirmeli bu nesil, yani biz.

ben de şimdilik elimden geleni yapıyor ve bloğumu Pazartesi'ye kadar kapatıyorum.

out of order till Monday, in order to memorialize 24 soldiers who were killed by PKK.


19 Ekim 2011 Çarşamba

Gloria Serenity- Balayı Part 1 ve Part son :)

çok isterdim hani balayımı şöyle birkaç postta anlatayım, ne bileyim hatta her güne başka bir post yapayım filan :)

nasip değilmiş, hastalandım ne yazık ki balayında.

yine de bu güzel otelden, evliliğimizin ilk günlerinden hiç bahsetmemek olmazdı sanırım.

düğünümüzün olduğu gece Grand Efes Swiss'te kaldık, kahvaltıya inmeye üşenip, odamıza istedik. tavsiye etmiyorum, o kadar para verip, bir de üzerine 100 Tl extra verip odada soğuk yumurta yemek pek hoş değildi:) böyle şehir içi lüks otellerde, aşağı inip yapmak lazımmış kahvaltıyı, hem sıcak olur, çeşit olur hem de extra para vermemiş olursunuz :)

gelin şoförümüz, yani Emre'nin arkadaşı, hizmette sınır tanımayıp bizi gelin arabamızla havalimanına bıraktı ertesi sabah.

biliyorsunuz aldığım direk uçuş, sabahın körüne alınmıştı, bu yüzden Antalya'ya İstanbul aktarmalı uçtuk. Belek'e ise havalimanından transfer ile gittik. bu arada bir not da bunun için, insan balayında otobüsle gidemiyor haliyle :) eh taksi ve otelin transfer ücreti de inanılmaz yüksek. Belek'e en konforlu ve uygun gitmenin yolu, google'a "Antalya-Belek transfer" yazmaktır, denenmiştir :)

otelimize gittiğimizde, balayı çifti olduğumuz için, standart odamızı villaya upgrade ettiler. öyle önünden direk havuza girilmiyordu ama kendine ait ufak bir bahçesi, bahçesinde şezlongları ve bir jakuzisi vardı. bahçeyi aşağıdaki resimlerde, kahvaltı masamızla beraber görebiliyoruz :) iki katlı villamızda, yukarıda iki yatak odası, aşağıda bir salon, iki tane minibar vs vardı da vardı. banyosunda hem küvet hem jakuzi bulunan bir villa idi. otelin standart odalarının da jakuzisi mevcutmuş, bence çok artı bir özellik.

velhasıl ben otele bayıldım. nerdeyse hiçbir şeye hayır demediler. içkiler, yemekler, ale carte restaurantlar süperdi.

otelde havuzlar nerdeyse otlein tamamını sarıyor, öyle sınırını görmüyorsunuz her noktadan havuzun. bir de nehir geçiyor (Acısu) içinden, nehir kenarına da bir ale carte oturtmuşlar (river restaurant). bu restaurantlarda rezervasyon kaydı ile, ücretsiz yenilebiliyor. biz Fransız, Ege (sanırım benim alerjiye sebep olan :)) ve Nehir restaurant (Balık evi) denedik, ben çok beğendim. Ayrıca öğlenleri de, steak house, pizza evi gibi yine ale carte restaurantlar mevcut. burdaki steak house'da yediğim pirzolanın daha lezzetlisini tüketmemiştim daha önce (aşağıda resim var).

balayımızın 3. gününün sabahı alerjim baş gösterdiğinden, 3-5 resim var elimde.

oldukça tuzlu bir tatil oldu bize, hala taksit ödüyoruz :) ama taksitler bitsin, yine geleceğiz Gloria!!









18 Ekim 2011 Salı

nişanımız var :)

çoook sevdiğim iki arkadaşım bu hafta sonu nişanlanıyor.

birini Kasım 2006, diğerini Mart 2007'den beri tanıyorum.

bir tanesi ile yol arkadaşıyız, ucundan kıyısından hemşeriyiz.

çilli olan ise benim canım, iş hayatımızın ilk yıllarında ördüğümüz dostluğu ömür boyu taşıyacağımıza taa gönülden inandığım kuzum.

2009 yazında başlamışlardı birlikteliklerine, hatta ben daha ilk haftalarında bir tatilde kendilerinin yanında "bekar kız arkadaş" olarak bulunma gafletinde bulunmuştum. şiddetle tavsiye etmiyorum!!!

açıkcası, "aa artık düğün hazırlığım yok, aman tanrım" dediğim anda, şimdi canım arkadaşım için hazırlanmaya başlıyoruz.

ne denilebilir ki? sizi seviyorum...



not : sağ üstteki Şero oluyor :)

17 Ekim 2011 Pazartesi

pazartesi kabusu :(

benimki gerçekten kabus, öyle hafta başı stresi değil.

gece çok kötü bir rüya gördüm, yani kabus, işten çıkarılıyordum, hem de hiçbir sorun yokken.

garip bir şekilde uyanıp uyanıp devamını gördüm, gerçek gibiydi.

çok yakınımda iki tane canımın başına gelen bir konu bu, acısını bizzat kendim yaşamasam da, o kadar iyi bilirim ki işsiz kalmanın, işsizken iş aramanın boğazda yarattığı düğümü.

sabah çalan saate kızmadım, işe gelirken söylenmedim bugün.

işimiz gücümüz var, ekmeğimizi kazanıyoruz, bu yüzden erken kalkıyoruz dedim.

belki fazla duygusal oldum bir rüya yüzünden ama ben bugün şükretmek istedim.

15 Ekim 2011 Cumartesi

Saçlar gittiii :)

ben her kuaförün istediği türden bir müşteri olurum kuaförde.

kuaför "kısaltabilir miyim? " dediğinde, karşı koyamam.

1 senedir uzattığım saçlarımı bugün yine küt yaptım, arkadan ensemde, önden kulak bitimi :) aslında düğünümde yapacaktım ama o riski alamadım, sonradan pişman olmamak adına.

aslında uzun saçlarımla da aram iyiydi, kırık fönler, maşalar yaptırıyordum, dümdüz yapıyordum filan. kınada ve nikahta topuzlar, düğünde yarı toplu eğlenceli bir saç olmuştu:)

ne yalan söyleyeyim kuaföre, "bari hafiften kat attırıyım da, azcık daha uzun kullanayım" diye gittim, içten içe kısa kestireceğimi bile bile.

düğünüm geçtikten sonra kesim için gittiğim bir kuaförden küt saçla çıkacağımı biliyordum.

velhasıl, daha bir ben oldum sanki... sıhhatler olsun bana ;)

14 Ekim 2011 Cuma

digiturk, gerçekten sevmiyorum seni!!!

evet sevmiyorum. satarken söylediğin fiyatla, 1 ay sonra (1 ay tüm kanallar açık ya) biz 5 büyükler ile spor paketi istiyoruz fiyatların çok farklı.

gıcıkkk oluyorum. hani yasa dışı yollara başvurmayalım diyorum. iki İngiliz futbolu, iki de aslında futbola dı altında bize izletilen oyunu - napalım milli duygular ve galatasaray- izleyelim diyoruz.

hani kombinemiz de var. bize "o zaman sadece Galatasaray'ı alın, istediğiniz fiyata gelir" deme. hayret bişi yaaa!! sadece deplasman maçı (ayda 2 maç) izlemek için ne vereyim o parayı.

resmen başta söyledikleri rakamın tamı tamına 20 TL üzerindeler aylık bazda. insan kandırmayı bu kadar açıktan yapmak nasıl bir şeydir anlamadım gitti.

almıyorum ya, almıyorum. Emre de ikna olsa da Spormax almasa keşke...

bu ülkedeki futbol zaten keyif vermiyor, bir de üzerine salak yerine konuluyoruz.

of çok sinirliyim...

neyse ki hafta sonu geldi.

zam zam zam...

dün pek ilgilenemedim, herkes facebook'ta zamlardan dert yanıyordu.

bugün bir açtım ki haberleri, bizim bu zam cep telefonu ve otomotivi vuruyormuş asıl.

30 yaşına geldim, arabam olamadı benim, 6 yıldır da ortalama imkanlarla çalışıyorum aslında. ne zaman almaya kalksam bir şey çıktı, babam almaya kalktı, tuttu başka şeylere verdi parayı, benim araba olayım hep arka plana atıldı.

bu sene planladım ama evlilik girdi, paracıklarımızı buna harcamak zorundaydık.

geçen günlerde sevdiceğe "ben artık araba istiyorum yaa" dedim. kendisi gönüllü değil, sevmiyor büyük şehirde araba olayını ama kırmadı beni. borçlarımız azalınca, yani 2012 ilk çeyreğinde girecektik bu işe.

zamları görünce sinir oldum :( ben alamazken ötv indirimleri yaptınız, şimdi mi aklınıza geldi bu aşırı zamlar?

he bir de sevgilimin de cep telefonu bozuldu, tam da ona yeni, şöyle artistik bir cep telefonu bakıyorduk, bütçemizde nasıl ve ne zaman yer alsa diye düşünüyorduk. bayağı iyi oldu bu ÖTV zammı yani.

sağol sevgili devletim...

he bir de okudum ki, cumartesi mesai günü mü olsa, az çalışıyoruz geyiği var. hıhı, aynen öyle, yahu memur kardeşlerimiz (istisnalar ayrıdır) günde 5 saat çalışsalar yetecek, niye cumartesi çalışsınlar yahu? bunu gören kurumsal özel şirketler örnek alacak sonra, bir bakmışız ki hafta sonu gitmiş.

he sonra da, ya böyle olmadı diyip, yavaştan cumaları tatil ederiz.

olur mu? bence abartmıyorum ben, olabilir.

13 Ekim 2011 Perşembe

Bu pigmentleri istiyorum :)

Blog hayatımın ikinci çekilişi sanırım bu.

tutamadım kendimi, Makeup Isn't A Crime blogunda, bu pigment setini görünce :)

Uzun zamandır merak ettiğim bir şeydi pigment, belki şansım yaver gider de bu şekilde denemiş olurum he, ne dersiniz?

ben de isterim, ben de isterim diyenler için : TIK TIK

12 Ekim 2011 Çarşamba

küçük süpürge

bana küçük bir süpürge lazım, hani şarjlı olanlardan.

amaan geçerken bir tane alırım diyordum ama dün yine koltuğa dökülen kırıntıları görünce, hızlandırmak lazım dedim.

google'a yazdım ne göreyim, bunların da bir sürü çeşidi varmış.

benim kabaca gördüğüm bir böyle küçükler var, mesela bu Bosch un şeklini beğendim:





bir de azcık daha büyükler :





evinde kullanan, edenlerden öneri bekliyorum arkadaşlar. gücü, boyutu, rengi, markası vs vs her konuda çok bilgisizim de..

bir el atın be!

yeni bir blogger : Yasmin

Yasmin benim üniversite arkadaşım.

Şöyle bir baktım da, ohooo tam 11 senedir tanıyorum, yuh!!

Bana pek benzemez, bir kere becerikli. Tamam kendimi de yerin dibine sokmak istemiyorum ama bana göre epeyce becerikli.

Üniversite yıllarında, biz gezerken o kazak örerdi. hatta gezmekten de geri kalmaz, gezerken örerdi :p

Ne biliyim, biz bilgisayarın karşısında kayıt olmak için sinirli streli beyaz ekrana bakarken o "şu kum saati dönerken iki ilmek atarım" der ve bişiler örerdi.

Sanırım becerikliliği annesinden kalma :)

Kına öncesi ufak tefek fikirlerim vardı, bloglardan, google dan filan bulduğum. Hepsini yapamadım, hatta çoğunu yapamadım. Ama bir tanesini Yasemincim üstlendi, yaptı ve getirdi : kınadaki süslü ojeleri ;)

DIY (Do it yourself) projelerinde adını duyurabilir diye düşünüyorum, tabii yazmaya üşenmezse:) blogda birkaç yazısı var şimdilik, artmaları için sabırsızlanıyorum.

Sizler de şu güzel ojelerin mimarının sayfasına bakmak isterseniz : TIK


1.02 1.02 1.02

Dün milli takımın maçı vardı Azeybaycan ile biliyorsunuz.

Akşam annemlere gittik, oturduk izliyoruz tabii.

Yenmemiz şart, iddaa 1.02 vermiş Türkiye galibiyetine, şaka gibi, 1.02 ne demek yahu?

Ama zar zor yendik sanki, 1-0 ın üzerine yatar gibi bir halimiz vardı, izlerken sinir oldum.

Selçuk Şahin oyuna dahil olup, o muhteşem pası atmasa, bence yeneceğimiz de yoktu ya.

Diğer yanda Almanya, birçok as oyuncusundan eksik çıkmış, zaten çoktan grup liderliğini garantilemiş hale Belçika ile karşılaşıyor. Bizim play off lara kalmamız için Almanya'nın yenmesi gerekiyor tabii.

Maçlardan önce "yaa biz yeneriz de, Almanlar ne yapacak acaba, hiçbir önemi yok bu maçın onlar için, zaten yedeklerle çıkıyorlar" lafları dolanıyor.

Almanya rahaat rahaaat 3 tane attı Belçika'ya. Biz 1 taneyi zor attık. Halbuki bizim maçı rahatlatıp, Almanya maçına konsantre olmamız gerekirdi dün.

Defansımızı gördükçe dellendim dün, sinir oldum.

Kardeşim o an bir laf etti, aslında sanırım ünlü birinden duymuş ama kimdi hatırlayamadım şu an:

"Almanlar 3 milyon Türk'ten 3 tane Real Madrid oyuncusu çıkardı, Türkiye 70 Milyon'dan 1 Atletico Madridliyi zor çıkardı"

doğru söze ne denir?

11 Ekim 2011 Salı

hamam böceği Hulusi

bizim Özlem'in bir kedisi var. adı Hulusi, severim kendisini epeyce :)

Özlem gözü gibi baktı ona, ama bu aralar hayatını değiştirme peşinde, bu yüzden çok sevdiği Hulusi'ye yuva arıyor, ona bakabilecek, kedi delisi birini, hem Hulusi'nin hem Özlem'in ihtiyacı var buna.

bu konuyu da burda yazmış olayım ama benim konum başka.

bizde bir hastalık oldu. hangi hayvanı görsek, Hulusi diye severiz Emre'yle :) aramızda bir espri konusu işte.

eve yeni taşındığımızda ama henüz ben taşınmadığımda, ortalığı toplarken bir hamamböceği gördüm, o kadar hızlı yürüyüverdi ki salonun ortasına, bastım çığlığı, aslında normalde korkmam.

sonra operasyon planı geliştirdim, öldürmeden atacaktım camdan aşağı. elimde peçete ile sinsice yaklaştım. Emre napıyor ? sadece seyrediyor tabiii.

kendisini tam tuttum peçete ile, ama hoop düştü ve daha yüksek bir hızla koltuğun altına girdi.

sinirlerim bozuldu, bir böcekle baş edememiştim. Emre de beni kızdırmak için "adını Hulusi koyalım" diyip duruyordu.

ben Emre'ye koltuğu çektirdim ama nafile... bakmadığım yer kalmadı, bulamadım. en son Emre'ye patladım:

- ya ne dikiliyorsun orda, bir şeyler yapsana?
- ya benim fikrimi sordun mu? belki ben beslemek istiyorum evde

demez mi?

neyse ben bu konuyu unutmuştum aslında.

dün sevgili kocam, "ya bizim Hulusi nerelerde?" deyince aklıma geldi.

benim evimde böcek var yaa...

böcek yemi almam lazım.

kendisine insanca muamele ettim, ortaya çık dedim, zarar vermeyeceğimi söyledim ama anlamadı.

üzgünüm...

Dış mekan çekimimiz ve ekoseli hayallerimiz :)

fotoğraflarla devam ediyorum, son postum bu.

Aylin, yayınlarken şöyle not düşmüş o gün için:

Benim ekoseli hayallerim vardı, Emrenin yoktu. Ama Ayşe ve benim el birliğim ile birlikte hayallerimi gerçekleştirdik. Mutlu olduk. Çok acıkıncada tahinle ve cevizli gözleme yedik. Ve sarının içine mutlulugu gizledik. Kimisi bu mutluluğu Emrenin gözlerinde, kimiside Ayşenin gülüşünde tekrar gördü. Ben ise herşeyi kavunlara yoruyorum :)

ben ise her şeyi onun o güzel bakış açısına ve enerjisine yoruyorum :)


 



Alsancak-Karşıyaka-Yeni Foça Hattı ile karşınızdayım.

Ne yalan söyleyeyim resimlerimizi İzmir'de çektireceğimiz için biraz tereddütlüydüm, pek bilmediğim gezmediğim bir şehir.

evet denizi var, güneşi var, yeşili de var ama ben hep salaş bir çekim hayal etmiştim, sokak çekimi...

emre asansörün ordaki sokağa götürmüştü bayramda gittiğimizde, ama orası da çok kalabalık geldi bana.

sonra düğünümüze günler kala aklıma geliverdi, düğün yerini (yeri Emre'nin gönderdiği fotoğraflar ile onaylamıştım, sonradan gördüm de) görmeye giderken, bir "dibek kahvesi" molası vermiştik bir köyde. güzel evler, sıcak insanlar vardı.

"orası olmaz mı ki?" dedim Emre'ye, o da emin olmadan "hmm" filan dedi.

düğünden bir gün önce, kuaför provamın çıkışında, gittik ve keşif yaptık köyde. hani gelinliğe acımasam, çekim düğünden sonra olsa, ne harabeler vardı:)

hemen ok verdim, tam istediğim gibiydi her şey.

ben bu çekimi çoook önemsedim. ayakkabılarımı yaptırırken aklımda hep bu fotoğraflar vardı. zavallı Emre'yi Eminönü'nde "sarı şemsiye bulacağız huleynn" diye dolaştırırken de, napıyım çok seviyordum şemsiyeli fotoları. şemsiyeyi oldukça zor bulduk, eh biraz da ederinden çok verdik ama sağlam şemsiye valla, bugün bizzat kullandım. Emre şimdi neyin fiyatını sorsak "ooo o paraya 5 şemsiye alırız, aaa olmaz valla 2 şemsiye alırım o parayla" modunda :)

Aylin Emre'ye de "sarı ekoseli çorap bulsak" dedi, hemen araştırmalara koyuldum, yoktu, yoktu ve yoktu. her çorap mağazası "sarı ekoseli erkek çorabı" dediğimde anlamaz gözlerle baktı bana. çözümü gs store'da ve Aylin'in yeteneğinde buldum.

duvağım uzun olmalıydı ki, fotoğraflarda uçsun, rüzgar yoktu pek ama Aylin halletti :)

bu çekimde içimde kalan tek şey, arkadaşlarımla pozlar istemiştim, hani şu ayakkabı altı yazarken, tüm grupla beraber vs vs. zamanı onun için ayarlayamadık ama Aylin akşam düğünde bişiler yapmaya çalıştı.

Aylin'in ekoseli hayalleri, benim sarı mutluluk hayallerim gerçek oldu.

Mavişehir'deki bir iskele bizim için özeldi, burda birkaç poz çekilme önerim dışında her şeyi Aylin seçti, iyi ki seçti:) gerçi iskelede başka gelin-damat vardı ama biz kıyısından köşesinden çekildik işte.

swiss otelin bahçesi de dış çekimler için muhteşem bir yeşil, akıllarda bulunsun.

ve Yeni Foça'nın Kozbeyli Köyü... şiddetle tavsiye olunur, he dibek kahvesi içmek hem de resim çekmek için. teyzeler e-mail adreslerini verdi, fotoğraf yollayın diye:)

Aşağı birkaç resim ekledim, o kadar fazla var ki:) Ama Aylin'in seçip, üzerinde çalışıp, yayınladıkları, için, zamanı olanları şu linke beklerim :)

http://www.fotografcekmecesi.com/2011/10/ayse-bozkurt-emre-ozguven-izmir-dugun.html

Swiss'te :





İskelede'de :) - Mavişehir

ve Kozbeyli :)



düğünden de ekleyelim :)







Linktekiler çok daha güzel, bakın yahu onlara :)


Ayçi, seni seviyoruz :)