7 Mart 2012 Çarşamba

ansızın çektin gittin...

öz anneannemi hiç tanımadım, annem henüz 11 yaşındayken gitmiş bu dünyadan. bana kalan sadece ismi...

ama bir anneannem vardı benim. dedemle 1969 yılında evlenmişler.

yazları bizleri tepesinde gezdiren, her gidişimizde yavruuum diye sarılan, telefonlarda kuzuuum diye sevgisini gösteren bir anneannem.

dedemin gidişinden sonra alıp gelmiştik İstanbul'a. toparlasın kendini diye. bu yüzden nişanımda da vardı.

nikahıma, düğünüme gelemedi, hastaydı biraz. ama hem kendime bir şey alayım diye para (ki gelinliğimle taktığım siyah beyaz taşlı kolyemi almıştım), hem de düğün sonrası yine hediyesini yollamıştı. o kadar yeni ki bu olay, hala çekmecemde, açınca ilk karşıma çıkan o.

63 yaşındaydı anneannem. hepimiz o bize yıllarca köydeki babaevinin kapısını açacak sanıyorduk. öyle ya, daha gençti. kardeşimin düğününe gelecekti bu sonbaharda. dayımın kızına, onun çocuğuna bakma sözü bile vermişti. ne kalbi vardı, ne şekeri, ne de tansiyonu, üstelik zayıftı, hastalıklar ondan uzak olacak sanırdık hep. hastalanırdı tabii, dedim ya zayıftı, doğru dürüst yemek yemezdi, bazen eli kolu bacağı tutmazdı güçsüzlükten. ama iyiydi işte, yaşayacaktı o.

perşembe sabahı çok kötü rüyalarla kalktım baharın resmi olarak ilk gününe. Emre'ye içimde kötü bir his var, kötü rüyalar gördüm aşkım dedim. işe geldim.

öyle ki, telefonumda 6 cevapsız aramayı görünce, kesin birine bir şey oldu diye düşündüm. kardeşim rahatlattı, tesadüftü, bir şey yoktu.

ama aradan 5 dakika geçmedi ki, kardeşim aradı ağlamaklı, "abla anneannem ölmüş" dedi. inanamadım, niye ölsün ki dedim, niye?

işyerinden apar topar birini de yanıma verip gönderdiler, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum, sadece onu hatırlıyorum. sonra köyümüz, ah niye gelinlikli bir fotoğrafımı yollamadım da şu vitrindeki 999 fotoğrafın yanına eklemedi acısı, kardan kapanan köy yolları... camiye bile ulaşım yoktu, cuma akşam üstü, köyün meydanında kılınabilen cenaze namazı. vasiyetindeki gibi dedemin yanına bile gömemedik, mezarlık karla kış kıyamet, kazılabilecek gibi değildi çünkü.

öz amcamı, öz dedemi, vakitlice kaybettim. çok üzüldüğüm ölümler oldu, çok etkilendiğim...

ama hiçbiri anneannem kadar dokunmadı. kimseye muhtaç olmadan, sessizce, daha gençken çekip gitti o. sanki dedem gidince, kalmasının bir anlamı yokmuş gibi. yatağında oturur halde bulmuşlar onu, önceki akşam kimse konuşmamış onunla, demek ki gece ölmüş dedik, 29 Şubat günü...

çok özlemiştim. görememiştim evlilik telaşım arasında. hatta gidiyordum ama eşyalarım gelmedi diye iptal etmiştim. mayıs'ta gidecektim :( dayanamadım baktım cansız bedenine, iyi mi ettim, kötü mü bilmem ama aklımda o nur yüzün kaldı anneannem.

bu kadar mı çok seviyordun dedemi?  ama biz de seni çok seviyorduk. küçükken sana üvey diyenlere inat, "cici anneanne" dedirtmişti annem sana. öz çok akrabam var ama senin tırnağını değişmezdim ki ben.

sen hep ciciydin anneannem, şimdi melek oldun. Allah unutturacak acı vermesin derler ya...ama bizler ne zaman alışacağız, bilinmez.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Hedef Sarıkamış, haydeee...

Yarın Sarıkamış'a gidiyoruz.

Tam 2 sene önce gitmiştim, geçen sene gidemedim kayağa hiç :( halbuki, yaz seven biri olarak, kışın tek sevdiğim yanı bu : snowboard

öyle board yapıyorum sayılmaz, iflah olmaz bir yeteneksizim ben. ama seviyorum, vazgeçmiyorum, millet yoruldum diye kendini atarken ben her tarafım morluk içinde savaşıyorum. kendimi biliyorum ben, spora yeteneğim yok, belki de o yüzden izlemeyi seviyorum bu kadar. her neyse, ama inadım işte, yapacağım dedim mi yapacağım, yolu yok. ben bisiklete binmeyi de çok zor öğrendim mesela, aynı onun gibi bir gün birden öğrenivermeyi ve düşmemeyi hayal ediyorum boarddan ki düşmek de ayrı zevkli snowboard olayında.

bir acemi olarak snowboard ile ilgili teknik bilgilerimi başka bir yazıma saklıyorum.

yarın sunexpress'in kazığı ile ciddi bir ek masrafa girerek gideceğiz Sarıkamış'a. ama içim soğumadı, balayından sonra bu iki oldu Sunexpress ile. bunu da bilare yazacağım, hele birkaç aksiyon alayım, kendimi rahatlatayım :)

eveeeet. yarın gidiyoruz, acayip heyecanlıyım. o kıyafetleri yine giyecek olmak, karda yuvarlanmak, kas ağrısı çekmek, geceleri sıcacık otelde tabu oynamak ve 3-4 gün de olsa uzaklaşmak çok iyi gelecek.

o zaman iki sene önceki bir Sarıkamış fotoğrafı ile bir hafıza tazeleyelim:)

dönünce görüşürüz ;)


20 Şubat 2012 Pazartesi

Londra'dan karda kışta...

Biliyorsunuz 10 gün kadar önce döndüm Londra'dan.

İş için gidince turizm için çok vakit yoktu. Hele ki eşim de hafta sonu için gelip, iptal olan uçak sebebi ile erken dönünce, bir de üzerine kar soğuk eklenince, çok da verimli gezdik sayılmaz.

Bekle bizi Londra, tekrar geleceğiz der ve fotoğraflarla yazımı bitiririm :)

Londra'da ilk durak, otelimize de çok yakın olan Hyde park. vardığımız gün kar yağışı yoktu ama içindeki göl buz kesmiş, çok çok soğuk bir hava vardı. Ertesi gün tekrar gittiğimizde karlarla kaplıydı zaten.




sonra soluğu Arsenal stadında aldık, tabii ki maça bilet bulamadık, ama store gezip, stadı şöyle bir tavaf ettik :)



sonra ise vurduk kendimizi Thames nehrine...






Sevgilimin yükseklik korkusu sebebi ile London eye olayına giremedik ama nehirde bir bot turunu ihmal etmedik.

aynı gün belli başlı müzeleri de gezdik tabii. British Museum, Victoria & Albert Museum, National Gallery... Bir de Emre döndükten sonra bunlara National History Museum da ekledim ben...

eveeet ikinci gün kar yağdı. Chelsea stadı ziyaretimiz karlar altında. Buckingham Palace ziyareti de öyle. yine karlar altında Big Ben, British Bridge de ayrı güzeldi valla :)





Emre dönünce kendimi zengin mahallelerine attım Chelsea civarındaki :)



bunlar da Londra'dan soğuk hava muhalefetine rağmen çekebildiğim spontan kareler...



çok sevdim bu şehri, sıcak bir havada yine gidip, doya doya gezmek lazım.

15 Şubat 2012 Çarşamba

yağlı saç sendromu-2

biliyorsunuz şu yazımda yağlı saçtan dert yanmıştım.

yaklaşık bir aylık sürede çeşitli denemelerim oldu.

ilk önce sebamed kepeğe karşı şampuanla başladım. oldukça başarılı bir şampuan, saçları çok sertleştirmiyor, ama yağlanma süresi üzerine etkisi pek yok. hani 2. gün kurtarıyor, ama akşamına yine fena.

daha sonra pantene ağırlaştırmayan bakım ile yıkadım. yağlanma konusunda %100 etkili, süper. ancak yıkadıktan sonra benim keçelenme nedir bilmeyen saçım çok feci oldu. tiftik tiftik oluyor yıkadığım ilk gün, yani saçımın şeklini bozdu. he yağlanma mı? 3 gün götürdü valla.

gelelim benim bu dönemki çözümüme:

- ilk yıkama ılık su ile pantene ağırlaştırmayan bakım ile yapılır.
-ikinci yıkama ise sebamed ile gerçekleştirilir.
-durulama suyu mümkün mertebe ılık-soğuk arası (üşütmememek lazım, bu mevsimde zor) kullanılır.

sonuç: 2 tam gün yağlanmayan, 3. gün ise toplanırsa yarı yağlı idare edilen (ama yıkansa daha iyi), nispeten hacimli saçlar :)

gelecek ay ise avon ile ilgili denemelerim olacak. bakalım o nasıl yapacak saçlarımı.

ben bu sorunu kalıcı olarak çözeceğim, kafama koydum.