28 Kasım 2011 Pazartesi

Cuma'yı düşünme hiç bugün daha Pazartesi...

bildiğimiz Pazartesi sabahı...

güzel bir hafta sonu geçti cuma akşamı kardeşim ve Emre ile maç eşliğinde cips yemece, e Fenerbahçe de berabere kaldı, değmeyin keyfimize :)

cumartesi evi tertemiz yaptık, misafir ağırladık, yemeklerim ve sofram beğenildi, sevindirik oldum. gece 2'ye kadar sürdü muhabbet, e tabii arada Galatasaray-Sivas maçını da izledik, zar zor da olsa yendik, ama mutsuzuz takımdan... hele o Engin kaleciye kafa atıp kırmızı görmedi mi, nasıl dellendim.

pazar günü evde mayışmaca, hafta içine yemek planlamaca, akşam üstü tophanede nargile, akşam evde Beşiktaş-Trabzonspor maç keyfi ve de Pazar akşamı sendromumuz.

ve evet hatırlatmak gibi olmasın ama bugün daha Pazartesi.

mutlu haftalar...

23 Kasım 2011 Çarşamba

ben halleri

ben bugünlerde;

yine kendimi, kafamı toparlama uğraşındayım.

pazartesi ofisten çıktığımda saat 00:10'du yani aslında Salı çıktım ofisten. eve geldiğimde Emre yemek yapmış, sofrayı kurmuş ve kaldırmış, sonra da uyumuştu, içim hüzünlendi :( üstelik sabah eğitime yetişmeliydim, geç kalkma lüksüm de olmadı.

bu sabah gelince, bilgisayarımda "Ayşeee gel çabuk" postiti buldum, dün olmadığım için özlenmiştim birileri tarafından, sevindim, demek ki ortamda varlığım pozitif etki yaratıyor, halbuki son günlerde işyerinde huzurum sıfırın altında, sevindim demek ki yansıtmamışım :)

ev yine rezil halde, amaan diyip bıraktım, şu anki hedefim mutfağı düzenli tutabilmek:)

evdeki hesabın çarşıya uymadığı aylardayız, biraz can sıkıcı ama her yeni evli çiftin başına geliyor sanırım.

yapmam gereken çok iş var, ne zaman oldu bu kadar işim çok şaşırıyorum, halbuki buraya geçtiğimde, eski işimi hatırlayıp "dünya varmış" çekmiştim.

dün kendimi Galatasaray kaçıncıydı yahu diye puan tablosuna bakarken buldum, normal halim bakmaz, takır takır ezbere bilirdi ilk 7-8 takım puanını, sanırım kafa dağınıklığım ilgi alanlarıma da yansıdı.

kuafördeki kız geçen sefer kocası ile yaşadığı sorunları anlatmıştı, bu sabah boşanacağını söyledi, böyle haberler yeni evli bünyeme iyi gelmiyor, üzüldüm yine :(

lenslerim gözümde kızarıklık yaptı, bir süre bıraktım, inat ettim gözlük kullanmıyorum ama biliyorum ki akşama başım ağrıyacak.

bu da böyle kafa dağınıklığımı yansıtan anlamsız bir post olsun, bırakayım dağınık kalsın :)

21 Kasım 2011 Pazartesi

bravoo!

bizim federasyon derbilere rakip taraftar sokmayarak bayağı temiz bir işe imza attı, şak şak şak ve de bravooo!!

adamlar resmen "deplasman takımı kafasına her şeyi yiyebilir, biz ev sahibini koruyalım mantığında", oldukça akıllıca!!

dün akşam galatasaraylı futbolcuların kafasına yabancı madde yağdı, evet beşiktaşlılara bir şey olmadı, e orası onların evi, onların can güvenliği sağlandı ya, tamamdır.

sakın taraflı bir yazı sanılmasın, 7 Aralık 2011'de de Fenerbahçeli futbolcuların kafasına neler yağar kimbilir, o zaman Galatasaraylıların evi, onlar sağlamsa tamam deriz.

ya da durun ya ben kesin çözüm buldum!

artık futbol oynanmasın, oynansın. ay İngilizce yazayım : play değil act olsun oradaki fiil, tv programı olarak kabul edilsin. ooh evde 3D yayın, elimizde bira, tartışmalı görüntüyü tekrar izle, can güvenliğin yerinde, kulübe gidecek paradan digiturk nasibini alarak zaten kulübe iletecek.

ne gerek var taraftara değil mi yahu? sabah sabah zihnim bayağı açıldı...

18 Kasım 2011 Cuma

deplasmanıma dokunma!!

Kulüpler birliği karar almış, dört büyüklerin birbirleriyle oynayacakları futbol maçlarına deplasman taraftarı alınmayacakmış!!!

Nasıl ya? Hadi basketbolda yapıyorsunuz, salon küçük, güvenlik sağlanamıyor vs vs.

Futbolun en güzel tarafı rekabet değil mi? saha içinde takımlar rakipken, tribünlerde taraftarlar rakiptir.

Artık ütopya olan, yan yana birlikte maç seyredilen günlere imrenerek bakarken, diyorsunuz ki artık rakip taraftar yok!

Olayın temeline inmek, futbola ne zaman, niye bulaştı bu pislikler, aşırı küfürler, kavgalar, yaralamalar diye düşünmek yerine, en kolay çözüm : yasakla gitsin!!

Millet olarak alışkınız yasaklanmaya zaten...

Hiç deplasmana gitmedim. Ne yalan söyleyeyim, bu konuda erkek fatmayım ben giderim filan demiyorum. Ben asla futbolu sevdiği için küfür duymaya çok alışkın, topun hangi kaleye girdiği konusu yüzünden birbirlerini darp edecek insanları normal karşılayan birisi olmadım, olmayacağım da. Asla canımı tehlikeye de atmam bunun için. Hani bileğimi kesseler sarı kırmızı akar, aman efendim ölürüm ben bu takım için diyemem. bunu gerçekten diyenler de bence sağlıklı değil (lafın gelişi diyenleri ayırıyorum tabii).

He ama tahmin ediyorum o deplasmanlarda neler olabileceğini ama. Turk Telekom Arena'da Eskişehir maçında, deplasmandan gelen şişe ile önümdeki çocuğun kafası yarıldı, bana da 3-4 kez içi çiş dolu pet şişe attılar, super mario gibi sağ sol yapıp kurtuldum her seferinde. Hani oraya o cam kafesi yapmasalar, Fenerbahçe maçında ölen bile olurdu, çok acı ama öyle işte. karşı tarafı suçladığım falan yok, her takımın taraftarı arasında var bu psikolardan.

Futbolu bir top, 22 adam diye indirgemem ama bu bizim çok sevdiğimiz bir top ve 22 adam oyunu için bir tek kalp kırmaya değmez, bu net.

Ne diyordum? deplasman...

Yahu kaldıracağınıza, yasaklayacağınıza çözsenize... engellesenize kavgaları, küfürleri, bunun için bir şeyler yapsanıza? he zor olabilir, ama bir zahmet zor olanı deneyin.

Tribünde iki tarafın renkleri yoksa, ben yemişim öyle rekabeti, derbiyi!!

Bir kampanya başlatmışlar, deplasmanıma dokunma diye. ne kadar işe yarar bilmem ama oyumu verdim.

Demişler ki: renklerimiz farklı, derdimiz aynı!!

http://www.deplasmanimadokunma.com/


Aynen öyle...