19 Temmuz 2011 Salı

İzmir bizi bekler...

Çok sevdiğim bir şehir, İstanbul alınmasın ama, görünce huzura erdiğim bir şehir izmir.

hikayesini pek bilmem, tarihini yakmışlar, şehri baştan yapmışlar ama ne zaman gitsem hiç yabancılamadığım bir yer burası. aslında tanışıklığımız pek eskiye dayanmıyor, önceleri sadece tatil beldelerini bilip, şöyle bir Seviç pastanesine uğrayıp, geçiverdiğim bir şehirdi.

ama son 2 yılda her şey değişti. bu şehirden birine aşık oldum ben, sanki her gelişinde izmir'in o sıcaklığını getirdi bana. iş için de işim düştü gittim, gezdik tozduk, ısındım izmir'e. pasoport'taki kilim otelde kaldım, kahvaltımı yaparken denizi seyrettim, sevgilimle kordonda türk kahvesi eşliğinde tavla oynamanın keyfine vardım.

şimdi ne zaman gitsem, baktıkça doyamadığım şehir izmir. artık ucundan kıyısından izmirli de sayıyorum kendimi. ne demişler, kadın dediğin kocasının memleketindendir :p başka bir şehir olsa bu lafı kabullenmezdim ama konu izmir olunca işime geliyor sanırım :)

işte yaklaşık 2 ay sonra düğünümüzün yapılacağı, yine 2 ay sonra nüfüs cüzdanımda kütüğüme yazılacak bu şehri hafta sonu ziyaret ediyoruz. bir nevi iade-i ziyaret bu. kız isteme/nişan merasiminden sonra sağlık sorunları sebebi ile bir türlü gidememiştik, nihayet bir boş hafta sonu denk getirdik ve ailecek gidiyoruz. annem bohça vs de hazırlıyor, zaten ne yapsam durmayacak, peki dedim anne yap :)

işte böyle hafta sonu, bohçalarımızı alıp izmir'in yolunu tutuyoruz. adettenmiş, baklava götürülürmüş böyle ziyaretlerde ama havaya baktıkça şöyle 5 klo dondurma alsak da gitsek diyorum.

izmir bizi bekler...

18 Temmuz 2011 Pazartesi

sarı konsept: ayakkabılar da hazır gibi...

Kimisi gelinliği altında görünmeyeceğini düşünür, kimisi ise "amaan beyaz bir ayakkabı alınıverir" diye geçiştirir.

benim için çok çok önemli ve güzel bir ayrıntı: gelin ayakkabıları

özellikle son zamanlarda iyice yayılan dış mekan çekimleri, profesyonel hikaye fotoğrafçıları sebebi ile ayakkabılara yapılan vurgular oldukça fazla.

işte bu sebeple bu önemli detay için oldukça kafa yordum ben. kır düğünü yapacağımdan, beyaz renkte ayakkabı istemediğinden düşündüm taşındım, sarı ayakkabılarda karar kıldım. zaten düğün için de kıra yakışır bir sarı ağırlıklı konsept düşünüyoruz. mesela gelin çiçeğim, eğer eylül ayında güzellerini bulabilirsem papatya olacak:)




elbette gündüz kuaför hazırlıkları ve fotoğraf çekimlerinde kullanabileceğim babet olayını da düşündüm.

    birisi papatya mı demişti? işte şu yandakileri sipariş etmiştim, bugün geldiler ;)

bu ayakkabıları trendyol'da gördüm, üzerindeki papatyalara bayıldım ve risk alarak sipairşi verdim. neyse ayağıma oldular, çok sorunlu ayaklarımı vurma ihtimalleri var ama ben evde çorapla giyip alıştırmalara başlayacağım bugün.
 
 
 

gelelim kokoş ayakkabıma. bunu yaptırmayı düşünüyorum. oldum olası sateni severim. gelinliği organze seçtiğim için, sateni bir yerlerde kullanmam şarttı ve ayakkabılar bunun tam yeri. aşağıdaki modeli ve rengi beğendim, arkası ayakkabıcının da fikrini alarak kapalı veya açık olabilir; bahsettiğim problemli ayaklarım sebebi ile sağ baş parmağım mosmor, o yüzden çok sevdiğim french manikürden vazgeçip önü kapalı yaptırım belki :(

böyle ayakkabı beğendik, nasıl yaptırırız diye soranlar için:

modelin resmi çıktı alınır. osmanbeyden ( iki osmanbey metro durağının arasında nişantaşı kolunda bir kumaşçı var) saten kumaş beğenilir ve 50 cm satın alınır. kumaş ve çıktı ile birlikte divan kundura'ya gidilir. ordakilerle fikir alışverişinden sonra kumaş teslim edilir ve sipariş verilir. divan kunduranın dışında bir de "papucci" diye bir yer varmış, bu konu ile ün yapan. ben geçen sene arkadaşımın tecrübe etmesi ve de bu detayları bilmem sebebi ile divan kundurayı tercih edeceğim.

kır düğününde topuklar için ne yapabiliriz diyenlere, iki öneri var:

1- hasır dolgulu bir ayakkabı alınır, fotoğraf çekimi ve ilk dans sonrası ayağa geçirilir. burda babet de aynı işi görür ama gelinliğin yere yani çimlere sürünmesini hesaba katmak lazım.

2- şeffaf topuk koruyucu alınır. ne kadar etkin bilmiyorum, hiç denemedim ama bir tane sipariş edip, pikniğe gidince denemeyi düşünüyorum, tabii eylüle kadar pikniğe gidersek.

topuk koruyucu nasıl bir şey diyenler için : TIK TIK

Gelin kızımız :)

Sabah sabah kargo kutumda mng'den gelen bir kargo buldum. Açınca içinde özenle paketlenmiş, serenanay'ın "gelin kızımız" tshirtünü gördüm. Henüz sipariş vereli birkaç gün olmasına rağmen, elimdeydi işte. Kuafördeki hazırlıklarımda kullanacağım bu tshirt'ün resmi aşağıda.





serenanay çok tatlı bir pasaj emekçisi, paketin içinde bir de çok şirin "be happy" yazan dolap süsü vardı. pazartesi sabahı için daha güzel bir sürpriz olamazdı.

beni pasaj.com ile şu yazısında tanıştıran taranis'e ve pasaj.com'dan serenanay'a tekrar tekrar teşekkürler.

12 Temmuz 2011 Salı

mobilya seçerkene...

Evlenen çiftler için omuzda hissedilen en büyük ağırlıklardan biri ama aslında en zevkli kısımlardan da birisi mobilya seçmek.

evi tuttuk (aslında bu daha zor olan bir aşama idi) ve düştük yollara. ama yollara düşmeden önce ne yaptık?

- küçük evimizin tüm odaları, duvarları özenle ölçüldü.
- alternatifler düşünüldü, mesela çamaşır makinesini balkona alabilirsek, minik banyomuzda havlu koyacak bir dolaba yer açılabilirdi. buna göre de ayrı ölçüm yapıldı.
- sonra her genç çift gibi ikea yoluna düşüldü (eğer ikea'dan ana mobilya alınmayacaksa, yanlış bir adım, bizim için öyle oldu). ieka'da gezildi tozuldu, nereye raf konulur, nereye ince dolap vesaire baktık ama asıl büyük parçalar olmadan resmi göz önüne getirmek çok zor.
- ikea macerasının ardından, bir adet A3 kağıda ev çizilip, ölçüleri yazıldı. meslek alışkanlığı, böyle krokilerle çok uğraşırım :)
- ikea, bahuaus, praktiker, koçtaş, tekzen vs sonra gezilmek üzere rafa kaldırıldı, önce Masko'ya gitmemiz lazımdı.

Masko'da iki saat:

- üç dükkan gezdik. üçü arasında çok ciddi fiyat/kalite farkı vardı. herbiri diğerini kötüledi, ağaç kullananlar doğtaş ve lazzoni'yi, sunta kullanlar mdf'yi, mdf kullananlar ağaç kullananların pahalılığını kötüleyip duruyor.

- edindiğim birkaç izlenim:
  • sizin 10.000 tl ye aldığınız mobilyayı, başka birisi 12.000 TL'ye veya 7000 TL'ye alabilir; böyle bir yer Masko, çok dikkat etmek ve araştırmak lazım.
  • genel olarak üç seçenek var malzemede: sunta, ağaç ve mdf. modern mobilyalarda genelde mdf üzeri lake kaplama kullanılıyor, o herkesin evinde gördüğümüz parlak beyaz (başka renkleri de oluyor) malzemenin adı lake imiş (lake lak ile kaplı demek, lak ise araba boyalarında kullanılan cila).
  • en pahalı ve sağlam alternatif, normal ağaç kullanılması (meşe, ceviz vs vs). kendi evimiz olmadığı için bu alternatifi eledik biz. sunta'yı da eledik, çünkü çok ciddi bir görünüm ve kalite dezavantajı vardı.
Masko'da yarım gün:

- işte bu günde alacağım şeyler biraz şekillendi. başka bir postta, muhtemelen alacağım konsol, yemek masasını paylaşacağım. koltuğu yaptırmaya karar verdik, odada sadece bir berjer ve köşe kullanacağız. tv ünitesi yerine ise raf ve duvara monte yöntemini tercih edeceğiz. yeri dar olanlar için tavsiye ederim, bununla ilgili de ayrı bir post hazırlamayı düşünüyorum.

- önerilerim:
  • ufak bir defter edinin. aldığınız fiyatları, ürünleri tasvir edecek birkaç bilgiyi, ölçüleri not edin. bir kartvizit alın, kartvizite, eğer yazmıyorsa, sizinle ilgilenen görevlinin ismini not edin. kartviziti defterin sayfasına zımbalayın. başka bir mağazada başka bir sayfaya geçin ve aynı şeyleri yapın. sonradan hatırlamanızda çok işe yarıyor.
  • pazarlık edilebildiği kadar edilmeli ama ben asıl öldürücü darbenin (hele ki nakit alınacaksa) "bugün içinde alacağım ve ayırdığım para bu" şeklinde bir ifade ile vurulacağına inanıyorum.
  • mobilya teslim süreleri genelde 1-1.5 ay, mesela biz biraz geç kalmışız. bu süreler lazzoni, doğtaş gibi mağazalar için de geçerli, yani ben modüler (fabrikasyon) alacağım, bir günlük iş diye düşünmeyin.
  • çok fazla gezmemek lazım sanırım, biz kendimizi frenledik. 5 dükkandan sonra her şey kendini tekrar ediyor, masko'da kendisi üretim yapan firmalar, daha doğrusu doğtaş vb gibi hazır koleksiyonu olmayan yerler zaten sizin isteğinize göre her şeyi yapıyor. kafanızda ortalama bir fiyat ve model oluştuktan sonra gezdikçe kafa karışıyor. benim bir felsefem var: her zaman daha iyisi var, daha güzeli var ama eğer zamanında "gerekli" şey elde edilmiyorsa güzel olsa kaç yazar?
eklemek istediğim birkaç not daha var:

- tepe home'da ciddi indirim varmış. bizim gibi küçük bir ev döşemekle uğraşmayanlar için güzel alternatif. bu mağazanın mobilyaları sağlam oluyormuş.

- hani bir A3 kağıtttan bahsettim ya, üzerine plan çizili. kesinlikle tavsiye ederim. gittiğiniz her yerde ölçü sorun, bu kağıdı birkaç tane çoğaltıp, sonra için eşyaları koyabilirsiniz, inanılmaz keyifli oluyor :)

bu mobilya işini bu hafta çözeceğim inşallah, sonrasında mutluluk dolu bir yazı olacak.