10 Ocak 2012 Salı

mutluluk sinyalleri:)

Sabah bir e-mail aldım, birilerinin bir şeylerin, ortada dönen adaletsizliğin farkında olduğunu anladım, içim rahatladı, bu küçücük şeyle mutlu oldum.

şirketin bir toplantısı için Londra'ya gidiyorum. Aslında şirket seyahatleri bana çok fazla heves vermez ama bu başka, daha iş yaşamımın ilk yıllarında, elden geldiğince gezerken, ilk şirketim eğitim için insanları Londra'ya yollardı, onlar da extra 2-3 gün izin alır ve bu şehri gezerlerdi. ben bir gün şirketim beni yollayacak, burası için uçak/vize masrafı yapmayacağım diye uma uma, Londra'yı görmedim hiç, sonra da denk gelmemişti. sanki bundan 6 sene önceki çocukça hayalim gerçekleşti şu an, tamam extra birkaç günüm olacak ama bunun için de mutlu oluverdim ben.

gelecek ay Sarıkamış'a gideceğiz kayak için. açıkcası kendini kıs kıs nereye kadar, gez gör, bari para biriktiremesen de anılar birikir felsefeme birkaç yıllığına geri döndüm. o yüzden hem o extra birkaç gün için Londra'da, hem de Kars'da harcama yapmaya karar verdim. Bunlar beni mutlu ediyor, yine şükrettim, gezip görmek için harcama yapıyorsan, çalışmana değiyor demektir aslında.

Vize başvuru formunda tüm seyahatlerimi soruyordu, söylene söylene eski-yeni pasaportlarımdan giriş-çıkışları yazarken (normalde vize tarihi istenir yahu, bu İngiltere de bir garip ülke) birden gülümsedim. Gezmişim yahu gezmişim, üniversitede staj muhabbetine, ailemin yanında kalırken, tüm paramı harcayabileceğim yıllarda yıllık izinlerimde, bulduğum her fırsatta gezmişim. aferin bana :)

sonraa.. akşam saatlerinde, canım arkadaşımın terfi haberini aldım. Şu dünyada elinden gelse kimi terfi ettirirsin deseler, kendimden bile önce kesin onu seçerdim.çok çok mutlu oldum, sonunda hak ettiğini verdiler 10 yıldır tanıdığım, ne zaman başım sıkışsa yardımıma koşan bu insana.

güne Hestia'nın şu yazısı ile başlamak zaten iyi gelmişti bana, ben de üstüne koydum ve mutlu oldum bugün.

konu neydi? mutluluk, bardağın dolu tarafından bakmak, mutlu olmak, konu bu olunca şu komik notu da paylaşmadan edemeyeceğim.


5 Ocak 2012 Perşembe

sen de mi geldin 2012?

ne yalan söyleyeyim gelmesin diye hain planlar yapasım vardı.

elde değil, çok seviyordum 2011'i. üstelik 2011'e girerken, geçen yılın bana bu denli uğur getireceğini de bilmiyordum, yani şöyle hakkıyla bir karşılayamamıştım bu yılı. 2011'e girmemize ramak kala arkadaşlarımızın evine hırsız girdiğini öğrenmiştik mesela, he bir de içtiğim şarap midemi fena bozmuştu geçen sene. ama yine de 2011 bizim sihirli değneğimizdi.

sonra düşündüm de yıllara anlam yüklememek lazım belki de. kimbili pek de gönüllü buyur etmediğim 2012 bana daha da uğurlu gelir belki?

hadi bir anlam da yükleyeyim. 2012 nizim evimizdeki ilk yılbaşımızdı. sevdiklerimiz gelmişti, güldük eğlendik. delileeeer gibi tombala oynadık, tabii ki biz kazanamaıdk her sene olduğu gibi. olsun, tek yaptığım çinkoyu tam 24:00'de yapıp, yeni yıla girişi kaçırmam da bir işaret olmalı :)

tüm gün şampanya diye söylenip durmuştum, Emre en son dayanamayıp aldı bana :) o kadar söylendim, insan bir resmini çeker di mi? hepsini hüplettik valla :)

pratik ve yetenekli arkadaşlarım sayesinde yiyecek içecek hazırlamak ve de dağınıklığı toplamak hiç zor olmadı.

masamızı güzelce kurup :



masadaki runner'ı çok beğenerek Boyner'den aldım, dümdüz bir masa örtüsüne ne güzel hareket katmış değil mi ?


konsolun üstüne açık büfe yapıp:

haydari ve azılı ezme için Selinciğin annesi, patlıcan salatası, köfte ve patates pastası için Şero, sarma için benim annem, uğur böcekleri için benim (gelinyolu'nun bloğu sağolsun :)) , rus salatası, sosisli cipsler ve kızartma için de Umutcumun ellerine sağlık :)


cipsleri ve çerezleri evdeki tek sephamıza yerleştirip :


balonları kocalarımızın şaşkın bakışları arasında, cuma akşamından şişirmiştik Umutla birlikte :)


pastamızı hazır edip :


az kalsın pastadaki şampanya ile yetinecektim. gerçi onu da ben yedim :)


herkesler yerini aldı ve biz 2012'ye merhaba dedik :)









hee bir de bizim evdeki eksiksiz ilk toplanmamızdı bu. arkadaşlarımın evin renksizliğinden sürekli yakınan bana bir de hediyesi vardı :) çiçeklerin rengine bakın, ne zamandır eve sıcak bir hava katar dediğim hardal sarısı ve kiremit renginde ;)


hoşgeldin 2012, geç içeri...


4 Ocak 2012 Çarşamba

gelinlik telaşı volume 3 ve yılbaşından birkaç kare :)

cumartesi yoğun bir gündü.

cuma akşamından gelen Umut ve Çanka ile sıkı bir kahvaltının ve akşam için sofrayı genel hatları ile hazırlamamasın ardından, kocaları bırakıp, diğer kızları da yanımıza alıp kendimizi Nişantaşı'na attık.

hedef Pronovias ve Beyaz Butik :) Şero giydi, biz baktık, bir ara hatun gelinliğin içinde sıkılıp eteklerini tekmeliyordu, kopuyorum bu kızın bu daralmalarına.

aslında Pronovias'ta iki model beğendik, Beyaz Butik'te de.

ama bu sene evlenecek gelin adaylarına can sıkıcı bir haberim var, Pronovias ciddi zam yapmış gelinliklere. Şöyle ki, 2010 yılında Umut aldığındaki € fiyatı biliyorum, kendim aldığımda € kurundan dolayı bir fark ödedim (aslında ciddi fark, € %20 civarı artmıştı) ben, ama  benzer tarzda modellerin € fiyatları yakındı (hatta rakamı da vereyim 1250-1550 € arası). bahsettiğim tarz, danteli, pırıltısı, işi olmayan; ipek gibi özel kumaşlardan yapılmayan (yoksa Pronovias'ta tamamen ipek olduğunu, "pek beğenmedim ama aklımda bulunsun" dediğim bir modelin fiyatını görünce anlamışlığım var) modeller. Şero'nun tarzı bana epeyce yakın. neyse özet geçiyorum, € fiyatlarında ciddi artma var. baktığımız en ucuz gelinlik 2000 € idi, beğendiğimiz modeller arasında en içimize sinen ise 2500 € gibi bir rakamdı. biraz moralimiz bozuk çıktık ama Beyaz Butik'te beğendiğimiz bir modeli kafamıza yazmıştık, bakacağımız yerler de vardı, e en kötü ihtimalle parayı basıp alacağı Pronovias modeli de mevcuttu :)

gelinlik bakmayı özlemişim valla. bana kalsa, gelin olacağım yine diyip mağazalarda deneyesim var ama herkes bana deli gibi bakıyor böyle diyince. şero için Türkiye'ye 2011'de giriş yapan Beymen Bridal'den, oldukça güzel markaları Türkiye'ye getiren Weddies'e kadar bir araştırma yaptım ve gidilecek yerleri çıkardım:)

gelinlik macerası ardından kendimizi Nişantaşı'nın süslü sokaklarına attık, zamana kahvesinde çilekli milföy yiyip, yılbaşı için ışıklandırılan caddede fotoğraflar çektirdik.

taa ki Çanka arayıp "biz iki balta yeni yıla girmek üzereyiz ve karılarımız yanımızda yok" diyene kadar. aa evet evliyiz biz ya, artık eve gidip akşam için hazırlıklara devam etmek lazımdı :)

çook güzel bir soframız vardı, küçük evimiz tam 9 kişi için yeni yıla merhaba mekanı oldu. sofranın resimleri makinemde kaldı, artık ayrı bir post yaparım onu:)

yine de elimde olan birkaç foto ile bitireyim yazımı.

Nişantaşıı :)


Yeni yıl pastamız :)


taçlı kızlar. Selin'in kafasındaki biraz hafıza zorlaması ile hatırlayabiliriz :)


düşünen adamlar :)

az önce düşünen adamlar :)



bu arada resimlerde gördüğünüz evime SJ Home'dan şu yastık ne hoş olur değil mi? merak ediyorsanız ve çekilişe katılmak isterseniz TIK TIK !

2 Ocak 2012 Pazartesi

fikri hür, vicdanı hür Galatasaray taraftarı bildirisi

3 Temmuz'dan beri bir tiyatro izliyoruz.

daha da doğrusu 3 Temmuz'dan beri, aslında daha önceleri futbol değil tiyatro izlediğimizi anlıyoruz.

tiyatronun sözlük anlamına baktım :

"Sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü " diyordu. işte ben bana "Türkiye Ligi" deseler, karşılığına aynen bunu yazabilirim.

Galatasaray Sözlük (ne yazık ki çok aktif olarak yer alamıyorum içlerinde son aylarda) bir bildiri yayınlamış dün. Okudukça gurur duydum :

http://gss.gs/853995

Ben Galatasaray taraftarıyım evet, bilen bilir Fenerbahçe düşmanı sayılmam pek, birebir rekabetimiz hariç pek de ilgilenmem "orada neler oluyor" kısmı ile.

ama bugün orada olanlar beni de ilgilendiyor.

Yasanın değişmesine valla çok da tepki vermedim. abartı idi cezalar, bir insan şike yaptı diye hapiste çürümemeli elbette, adma öldürenler elini kolunu sallaya sallaya gezerken. bu yasanın abartılı olduğu zaten ilk örnekte ortaya çıkıverdi.

Ama TFF talimatnamesinde değişiklik ne demek? sormak isterim şimdi, eğer aklanacaklarsa bu insanları peşinen suçlamak değil midir, 58. maddenin düzenlenip "bir kereliğe mahsus" af gelmesi?

eğer suçlularsa, kişilere has kuralların uygulanması, " bir kereye mahsus" ne demek? muz cumhuriyeti mi burası?

konuştuğum iki Fenerbahçeli arkadaşım da "hani suçsuzlardı, aklanacaklardı", "bu demek oluyor ki suçlular, örtmeye çalışıyorlar" dedi. yani bu maddenin değişmesinin onaylanması resmen ve açık olarak Fenerbahçe'nin (aslında niye sadece Fenerbahçe diyorsaki onun yanında kaç takım daha var hepsinin) şike yaptığının tescillenmesi aslında.

yayın gelirinin de, yaptırımların da, endüstriyel futbolun da suratına tüküreyim.

bana şifresiz kanaldan futbol izlediğim günleri geri verin.

bana bir Türk takımı Avrupa'da mücadele ederken, kenetlendiğimiz günleri geri verin.

kısacası bana çocukluğumun futbolunu geri verin.

ya da neyse siz gidin havuzdan gelen paranın azalmaması için başka neler yapılabilir ona kafa yorun.

************************

Yıllardır peşinden çocuksu bir heyecanla koştuğumuz futbol topunun masumiyetini yitirerek kirlendiğini üzülerek kabul etmek zorundayız. Gönül verdikleri renkler ne olursa olsun, pek çok sporseverin de bu hayal kırıklığını paylaştığına eminiz.


Futbolda organizasyon deyince 3-5-2 / 4-3-3 gibi saha içi dizilişleri hatırlayan sıradan insanların; futbol üzerinden haksız menfaat elde etmek için şike, teşvik primi, tehdit, baskı gibi sporun ruhuna tamamen aykırı araçları defalarca kullanmış organize suç şebekelerini ve çeteci zihniyeti hâlâ savunanları anlayış ve olgunlukla karşılaması da beklenmemelidir.


Yemyeşil bir sahada, tertemiz bir topun yuvarlanması sonucu futbolun adaletinin 90 dakikaya sığdığına inananlar, savcılık makamının iddianamesini hazırladığı süreçte hiç olmazsa futbolu yönetme iddiasında olanlardan soğukkanlı ve adil bir çözüm beklediler.


Görünen o ki, gölgede kalmış ilişkilerden, kirli ezberlerden, kökleşmiş önyargılardan kurtulamayanların böyle bir niyeti hiç olmamış.


Özellikle Galatasaray Spor Kulübü’nün Fair Play ve spor hukuku dersi niteliği taşıyan onca sağduyulu açıklama ve uyarısına rağmen, varlık nedenini unutmuş görünen Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun sorumluluktan kaçarak, ülke futbolunu bu hale getiren “olağan şüphelilere” suçun tanımını ve cezai karşılığını soracak olması da nesiller boyu anlatılacak son kara mizah olarak örneği olarak hafızalara yerleşmiştir.

Dillerinden düşürmedikleri endüstriyel futbol teranesiyle maddi çıkarlarının zedelenmesi riskini öne sürerek futbol topunu kirletmekten çekinmeyenler bilmeli ki, maç bileti-kombine kart-lisanslı ürün-şifreli yayın için dekoder satın alarak futbol ekonomisini yaratan ve büyütenlerle, kolayca kandırabileceklerini zannettikleri futbolseverler aynı insanlardır.


Sesiyle, nefesiyle, alın teriyle, emeğiyle, helal kazancıyla gönül verdiği kulüpleri destekleyen ve ayakta tutan taraftarlardır, aptal yerine konmak istenen insanlar!


Biz insanları heyecanlandıran ve mutlu eden basit bir oyuna, bunca pisliği bulaştırmış olanlardan hesap sorulmama ihtimalini, birilerinin kulağının üzerine yatarak üç maymunu oynamasını kabul edemeyiz.


Ve buradan, futbolun tüm aktörlerine bir kez daha sesleniyoruz;


Hukukun üstünlüğüne mazeret bulmayın, minareyi çalanlara kılıf aramayın. Futbol oyununu koruyun. Çıkar hesapları içinde bir gün öyle, bir gün böyle konuşarak artık kendinizi küçük düşürmeyin. Futbolu temizleyin ama önce siz temizlenin.


Bunu yapamıyorsanız, niyetiniz ve cesaretiniz yoksa, biz de yokuz! Bunu yapamazsanız, işte o zaman dilinizden düşürmediğiniz “marka değeri”nin nasıl yerle bir olduğunu göreceksiniz… Ne kadar üflerseniz üfleyin, için için yanan bu ateşin sönmeyeceğini ve önlem alınmazsa elinizdeki pis kokan küllerin para etmeyeceğini de göreceksiniz.


Avrupa’ya hatta dünyaya meydan okuyan futbol takımları hayal eden bizlerin, UEFA ve FIFA tarafından “şikeci ülke” olarak damgalanması ve uluslararası rekabetten yıllarca dışlanması an meselesi olan Türkiye’nin içinde bulunduğu berbat açmaza duyarsız kalması beklenemez. Güzel ve yalnız ülkemize, en azından uluslararası spor arenasında hakkıyla sahip çıkması gereken herkesi de göreve çağırıyoruz.

Büyük Galatasaraylı Tevfik Fikret’in “Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin” sözünü hiç aklımızdan çıkarmadan, yalnız çıktığımız bu yolda bizlerle birlikte yürüyeceğinize inanıyoruz.

Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Galatasaray Taraftarları