daha önce bahsetmiştim bir yerlerde, geçen sene ekim ayından mart ayına kadar diyet yaptım ben. yani buna pek diyet denemez, artık iflah olamaz hale gelmiş midemi azıcık küçültmek diyelim.
peki nasıl karar vermiştim? elbette tartıda kilomu 65 nokta küsür görünce. sanırım 2010 yılı Ekim ayı idi. acaba bir gün boyunca ne yiyorum deidm kendi kendime, oldum olası oburum, asla paketi bitirmeden bırakmam, ikramları kaçırmam, ne yediğimi unutacak kadar çeşit yerim tüm gün.
neyse işte, ben oturdum ve yazdım yediklerimi. hazır gıdaların kalorilerini etiketlerinden, diğerlerini de internetten araştırıp ilk etapta yazdım. tablo dehşetti ! ihtiyacım olan enerjinin tam 1000 kalori fazlasını almıştım tüm gün. üstelik alkol almadığım, çok abur cubur yemeye fırsat bulamadığım hafta içi bir gün!
deidm Ayşe böyle olmayacak. yazmaya devam ettim, az az da yediklerimi azalttım. önce beyaz ekmek yerine kepek ekmeği, sonra mümkün olduğu kadar az beyaz ekmek, şekeri tamamen bırak vs izledi sırası ile. kaloriyi, almam gerekenin biraz altına, abartmadan ve aç kalmadan düşürdüm, bir taraftan da yeşil çay denilen iğrenç şeyi ve suyu ihmal etmedim tabii. tablo gayet iyi idi valla, yılbaşına tam 6 kilo vererek girdim.
sonraki süreçte de evlilik hazırlıkları vs olduğundan, koşturmaktan kilo almadım. bazıları kilo veriyor ama yok ben anca koruyabildim, çünkü rejimi bırakmıştım, yiyordum artık.
eylül ayında evlendiğimde, kilom oldukça muntazamdı. gelinlikli resimlerime baktıkça iyi ki kilo vermişim dedim.
sonra evlilik geldi çattı. Emre akşamları cips, jelibon, gazlı içecek, tatlı.. asla bunlarsız olmuyor. bence yemeyi çok sevdiğim dönemlerde bile pek yemezdim akşamları abur cubur. ama birisi yanımda yerse, olay bende o noktada kopar, önüme konulan şeyi yerim, affetmem.
kilo aldığımı fark ettim fark etmesine, kulak asmadım, yedim de yedim. etrafımda herkes çok kilo aldın deyip duruyordu, hafiften canım sıkılıyordu ama umursamayıp yiyordum yine. arada fuly'e özenip, dukan diyetimi yapsam acaba derken bile lahmacun yiyordum mesela.
peki dün ne oldu? annemlerdeki tartı 67.2 kg'ı gösterdi, yani geçen sene 65 çıktım diye ortalığı birbirine katıp rejime sokan tartı!!
evet kabus geri döndü. rejim yapmam lazım. üstelik bu sefer daha acı bu öyle 6 ay dikkat, 6 ay kiloları geri al, diğer 6 ay yine ver şeklinde olmayacak :(
allahım yemek yemeyi niye bu kadar çok seviyorum, niye ya niye?
biliyorum hayat tarzımı değiştirmedikçe, her geçen yıl en az 5 kiloyu sabitleyerek devam edeceğim. bir gün bebek filan düşünürsek, herhalde tüm arkadaşlarım beni yerde top niyetine yuvarlayacak.
eveet ilk günü rejimimin, mutsuzum, karnım aç.
yediklerimi aha da yazdım :
nesfit, süt, kahve, şekersiz çay, çöp şiş (valla ekmeksiz, lavaşssız), mercimek çorbası, ayran, cracks bisküvi, portakal suyu
böyle diyet mi olur demeyin. normal zamanımda bunlara, bir paket biskrem, en az 5 dilim ekmek (kahvaltı ve öğlen), tatlı vs ekleniyor.
yine de şöyle bir baktım da, akşam az yemem lazım.
ooof offf..
23 Ocak 2012 Pazartesi
19 Ocak 2012 Perşembe
eyvah yağlı saç!!
incecik, sanki otursam tellerini sayacağım kadar az ve hacimden bihaber yıkadığımın ertesi güne yağlanan saçlarım var.
2007 senesinde, kızıl saçlarımdan kendi rengime dönmeye çalışırken kuaför sağolsun saçlarımı cayır cayır yakmıştı, böyle kıl kuyruk, besleme, çalı süpürgesi kıvamında olmuştu saçlarım. sonrasında düzeltmek için çektiklerimi bir ben bilirim, bir de inatla o kuaföre gitmeye devam eden apartmandaki arkadaşım Serpil :)
o zaman bir söz verdim, Allahım dedim "artık söylenmeyeceğim, yeter ki yine yağlansın, sağlıklı olsun, ben her gün yıkarım" dedim, evet bunu yaptım. çok çaresizdim, bir hafta yıkamasam yine de kupkuruydu saçlarım.
sonra saçımı eski haline getirene kadar çook uğraştım (bakın bu ayrı bir post konusu, bir gün yazayım).
neyse dualarım tuttu. saçlaırm yine sağlığına kavuştu, yağlanmaya başladı, artık pek söylenmiyorum ama içten içe bu hacimsizlikten, bu sabaha "eh işte", akşama "aa saçını yıkamamış" halimden memnun değilim elbette. yazın yine sorun değil de, kışın soğukta her gün uğraş bayağı mesele benim için. üstelik bu saçları öyle akşamdan yıkayıp yatamam, sabah yıkayacağım ki sabah abidik gübidik bir şekille karşıma çıkmasın, ya da akşam erken yıkamam ve kendileirni kurutup yatmadan önce 3-4 saat durmam lazım, dert işte.
peki ben ne yapıyorum, baktım ki sabah yıkayamıyorum, geliyorum işe, giriyorum burdaki kuaföre, hem yıkatıp hem fön çektiriyorum.
e fön çektirdikçe iyice yağlanmaya başladı, artık akşama iyice iğrenç oluyor :(
bu sorunla mücadele etmeye karar verdim en sonunda.
işte araştırmalarım sonucu bulduğum 3 şampuan :
- Pantene Ağırlaştırmayan Bakım (Şeffaf şişede, eskiden kullanmıştım, pek işe yaramadı, ama yine de aldım bir tane şimdi)
- Sebamed Kepeğe Karşı Etkili Yağlı Saçlar için (şu an bunu kullanıyorum)
- Avon Yağlı Saçlar için Hacim Verici Şampuan (bundan da aldım, depoladım)
- Otacı Isırgan Otlu Şampuan Yağlı Saçlar
Bunların dışında bir de Ketoral var, ama o bir beşeri ilaç, SGK bile geri ödüyor :) kepeklenme ve dermatitlerde kullanılıyor, balayında başıma gelen alerji durumunda doktorum vermişti. her gün yüzümü, vücudumu ve saçımı (saç diplerimde de alerji vardı da) yıkıyordum,. hakkaten yağlandırmıyor, şimdi ayda birkaç kez kullanıyorum ama sağlıklı bir uygulama değil elbette, sonuçta içerisinde etken madde var.
Bu ürünleri önümüzdeki aylarda sırası ile birer ay deneyeceğim ve sonuçlarına göre bir tercihte bulunacağım.
not : Şu an kullandığım Sebamed ile ikinci günün akşamını zorluyorum, sanki çok kötü değil durum :)
bu arada, acil durumlar için yağlı saçlarda kullanılan şöyle bir öneri de var. akşamdan (ertesi günü yağlanacağından emin olduğunuz ) saçınıza talk pudrasını serpiştiriyorsunuz, sabah kalktığınızda pudranın beyalzığı gitmiş oluyor, saçınız yağlansa bile dışarı yağlı görüntüsü vermiyor, ama sizin ağır ve yapış yupuş hissetmenizi engellemiyor bu durum.
diğer bir öneri ise bildiğiniz kozmetik pudra. bunu da eğer saçlarınızın rengi kumral filansa yapabilirsiniz, çıkmadan önce kötü göründüğünü düşündüğünüz saçınıza sürüyorsunuz ve yine yağlı görünümden kurtuluyorsunuz.
her iki yöntemi de denemedim, benim derdim zaten yağlı hissetmemek, hacimli saçlara sahip olmak :(
başka önerileri olanlara açığım bu konuda elbette...
2007 senesinde, kızıl saçlarımdan kendi rengime dönmeye çalışırken kuaför sağolsun saçlarımı cayır cayır yakmıştı, böyle kıl kuyruk, besleme, çalı süpürgesi kıvamında olmuştu saçlarım. sonrasında düzeltmek için çektiklerimi bir ben bilirim, bir de inatla o kuaföre gitmeye devam eden apartmandaki arkadaşım Serpil :)
o zaman bir söz verdim, Allahım dedim "artık söylenmeyeceğim, yeter ki yine yağlansın, sağlıklı olsun, ben her gün yıkarım" dedim, evet bunu yaptım. çok çaresizdim, bir hafta yıkamasam yine de kupkuruydu saçlarım.
sonra saçımı eski haline getirene kadar çook uğraştım (bakın bu ayrı bir post konusu, bir gün yazayım).
neyse dualarım tuttu. saçlaırm yine sağlığına kavuştu, yağlanmaya başladı, artık pek söylenmiyorum ama içten içe bu hacimsizlikten, bu sabaha "eh işte", akşama "aa saçını yıkamamış" halimden memnun değilim elbette. yazın yine sorun değil de, kışın soğukta her gün uğraş bayağı mesele benim için. üstelik bu saçları öyle akşamdan yıkayıp yatamam, sabah yıkayacağım ki sabah abidik gübidik bir şekille karşıma çıkmasın, ya da akşam erken yıkamam ve kendileirni kurutup yatmadan önce 3-4 saat durmam lazım, dert işte.
peki ben ne yapıyorum, baktım ki sabah yıkayamıyorum, geliyorum işe, giriyorum burdaki kuaföre, hem yıkatıp hem fön çektiriyorum.
e fön çektirdikçe iyice yağlanmaya başladı, artık akşama iyice iğrenç oluyor :(
bu sorunla mücadele etmeye karar verdim en sonunda.
işte araştırmalarım sonucu bulduğum 3 şampuan :
- Pantene Ağırlaştırmayan Bakım (Şeffaf şişede, eskiden kullanmıştım, pek işe yaramadı, ama yine de aldım bir tane şimdi)
- Sebamed Kepeğe Karşı Etkili Yağlı Saçlar için (şu an bunu kullanıyorum)
- Avon Yağlı Saçlar için Hacim Verici Şampuan (bundan da aldım, depoladım)
- Otacı Isırgan Otlu Şampuan Yağlı Saçlar
Bunların dışında bir de Ketoral var, ama o bir beşeri ilaç, SGK bile geri ödüyor :) kepeklenme ve dermatitlerde kullanılıyor, balayında başıma gelen alerji durumunda doktorum vermişti. her gün yüzümü, vücudumu ve saçımı (saç diplerimde de alerji vardı da) yıkıyordum,. hakkaten yağlandırmıyor, şimdi ayda birkaç kez kullanıyorum ama sağlıklı bir uygulama değil elbette, sonuçta içerisinde etken madde var.
Bu ürünleri önümüzdeki aylarda sırası ile birer ay deneyeceğim ve sonuçlarına göre bir tercihte bulunacağım.
not : Şu an kullandığım Sebamed ile ikinci günün akşamını zorluyorum, sanki çok kötü değil durum :)
bu arada, acil durumlar için yağlı saçlarda kullanılan şöyle bir öneri de var. akşamdan (ertesi günü yağlanacağından emin olduğunuz ) saçınıza talk pudrasını serpiştiriyorsunuz, sabah kalktığınızda pudranın beyalzığı gitmiş oluyor, saçınız yağlansa bile dışarı yağlı görüntüsü vermiyor, ama sizin ağır ve yapış yupuş hissetmenizi engellemiyor bu durum.
diğer bir öneri ise bildiğiniz kozmetik pudra. bunu da eğer saçlarınızın rengi kumral filansa yapabilirsiniz, çıkmadan önce kötü göründüğünü düşündüğünüz saçınıza sürüyorsunuz ve yine yağlı görünümden kurtuluyorsunuz.
her iki yöntemi de denemedim, benim derdim zaten yağlı hissetmemek, hacimli saçlara sahip olmak :(
başka önerileri olanlara açığım bu konuda elbette...
18 Ocak 2012 Çarşamba
evlenirken saçıma ne taksam?
gelin olanlar / olacaklar bilirler, insan evlenirken, herbir ayrıntı ama herbir ayrıntı nasıl önemli hale geliyor.
normalde, aman duvak var tepede der insan belki ama tören tarihi yaklaştıkça "acaba bir aksesuar hoş durur muydu?", "ay ne hoş tüylü tokalar var", "ama gelin dediğin de taçlı olmalı ya" şeklinde beyin kemiren düşünceler gelivermişti bana.
yola ilk önce nikahta uzun saç, düğünde küt saç sloganı ile çıktığımdan, uzun süre kısa saçla kullanılabilecek şöyle güzel ama sade bir taç aradım, küt saçla takılacağı için, topuz için yapılanlar dar geliyor, takınca taşların arası açılıyordu. Hayalimdeki şu aşağıdaki gibi bir şeydi :
Dağınık topuzumla ise, aşağıdaki gibi bir bant bulmaya çalıştım önce :
pronovias, beyaz butik, ya da herhangi bir gelinlik mağazasındaki aksesuarlar çok pahalı geldi bana.
soluğu eminönü'nde aldım. iki tane taç aldım, bir tanesi direk defolu çıktı (denemeye izin vermiyorlardı), diğeri de topuz içindi sanki, içime sinmedi sonradan.
sonra yine Eminönü'nde Selinconla gezerken, bir mağazada çok kaliteli şeylere rastladık, çalışan kız da tanıdık çıktı. Diğer Eminönü mallarına göre oldukça kaliteli, taraklı tokalar vardı burda. Hemen iki tane aldım, bir tanesi çiçek şeklinde, topuz için; diğeri ise yandan takılacak bir toka havasındaydı.
bu işi halletmenin rahatlığı ile başka konulara daldım tabii.
nikahım geldi geçti, düğün için yola çıkacağım gün izinliyim. Balayı için birkaç parça alayım demiştim. sonra kestirmekten vazgeçtiğim saçlarıma lastik toka alayım diye bir aksesuarcıya girdim. girer girmez gözüme, üzeri tüylerle kaplı bir taç çarptı, benim için fazla frapandı, ama böyle bir aksesuarcıda bu tarz şeyler olması da şaşırttı beni.
kıza sordum ve üst katta gelin aksesuarları var dedi, çok şaşırdım, merakla yukarı çıktım ve beyaz şapkalı, tüllü, tüylü aksesuarlara bayıldım resmen. kız bana genelde düğünlerde duvak tercih etmeyen, ya da duvağını çıkarınca kafası boş kalsın istemeyen gelinler alıyor bizden bunları dedi, evet ya işte bu bendim aslında :)
fiyatlara gelince, normalde bir butikten bu tarz aksesuarları almanın en az 150 TL olduğunu düşününce, buna 42 TL bana çok gelmedi, bayılarak aldım en beğendiğimi ve düğünden önceki son vaktimde böyle bir şey bulmak beni çook mutlu etti.
fiyattan bahsedince, Eminönü'nde bahsettiğim taçları 10 TL, yine anlattığım daha kaliteli tokaları ise 25 TL gibi bir fiyata bulabiliyorsunuz.
normalde, aman duvak var tepede der insan belki ama tören tarihi yaklaştıkça "acaba bir aksesuar hoş durur muydu?", "ay ne hoş tüylü tokalar var", "ama gelin dediğin de taçlı olmalı ya" şeklinde beyin kemiren düşünceler gelivermişti bana.
yola ilk önce nikahta uzun saç, düğünde küt saç sloganı ile çıktığımdan, uzun süre kısa saçla kullanılabilecek şöyle güzel ama sade bir taç aradım, küt saçla takılacağı için, topuz için yapılanlar dar geliyor, takınca taşların arası açılıyordu. Hayalimdeki şu aşağıdaki gibi bir şeydi :
pronovias, beyaz butik, ya da herhangi bir gelinlik mağazasındaki aksesuarlar çok pahalı geldi bana.
soluğu eminönü'nde aldım. iki tane taç aldım, bir tanesi direk defolu çıktı (denemeye izin vermiyorlardı), diğeri de topuz içindi sanki, içime sinmedi sonradan.
sonra yine Eminönü'nde Selinconla gezerken, bir mağazada çok kaliteli şeylere rastladık, çalışan kız da tanıdık çıktı. Diğer Eminönü mallarına göre oldukça kaliteli, taraklı tokalar vardı burda. Hemen iki tane aldım, bir tanesi çiçek şeklinde, topuz için; diğeri ise yandan takılacak bir toka havasındaydı.
bu işi halletmenin rahatlığı ile başka konulara daldım tabii.
nikahım geldi geçti, düğün için yola çıkacağım gün izinliyim. Balayı için birkaç parça alayım demiştim. sonra kestirmekten vazgeçtiğim saçlarıma lastik toka alayım diye bir aksesuarcıya girdim. girer girmez gözüme, üzeri tüylerle kaplı bir taç çarptı, benim için fazla frapandı, ama böyle bir aksesuarcıda bu tarz şeyler olması da şaşırttı beni.
kıza sordum ve üst katta gelin aksesuarları var dedi, çok şaşırdım, merakla yukarı çıktım ve beyaz şapkalı, tüllü, tüylü aksesuarlara bayıldım resmen. kız bana genelde düğünlerde duvak tercih etmeyen, ya da duvağını çıkarınca kafası boş kalsın istemeyen gelinler alıyor bizden bunları dedi, evet ya işte bu bendim aslında :)
fiyatlara gelince, normalde bir butikten bu tarz aksesuarları almanın en az 150 TL olduğunu düşününce, buna 42 TL bana çok gelmedi, bayılarak aldım en beğendiğimi ve düğünden önceki son vaktimde böyle bir şey bulmak beni çook mutlu etti.
fiyattan bahsedince, Eminönü'nde bahsettiğim taçları 10 TL, yine anlattığım daha kaliteli tokaları ise 25 TL gibi bir fiyata bulabiliyorsunuz.
ilk aldığım tacı da değerlendirdim ben, işte kına gecemde :)
Nikahımda tokaya yakın pozu atlamışız, sanki bir yerlerde görmüştüm ama bulamadım şimdi :) topuzun arasında kaybolan taraklı bir çiçekti kendisi.
Düğünümdeki aksesuarlarımı ise Ayçi'nin modelliğinde ve de çekiminde paylaşmak isterim :)
Düğünde kafamda yakın poz bir fotoğraf bulamadım, çok sevdiğim bu fotoğrafta kafamda tüylü tacım var ama :)
Taşlı yan toka : Eminönü
(Mağaza ismini bulabilirsem paylaşacağım, ama Eminönü'nde Kurukahveci Mehmet Efendi'yi sağda bırakıp yukarı çıkan sokakta, Esmer Bujiterinin karşı sırasında idi)
Tüylü taç : Coquet, İstiklal caddesi
İnce taşlı taç : Eminönü (mağaza ismini bulmam imkansız )
Etiketler:
aksesuar,
gelin,
gelin başı,
gelin saçı,
gelin tacı,
saç
17 Ocak 2012 Salı
İzmir'den...
Cuma akşamı, rötar yapmadığını iddia eden ama bizi kapalı uçak içerisinde 1.5 saat kıpırdamadan bekleten bir Onur Air uçuşu ile İzmir'e gittik.
Amaç büyüklerimizi görmek ve hasta ziyareti idi. Yine de küçük kaçamaklarla Bostanlı'ya uzanıp bir Türk kahvesi içmeyi, denizi seyretmeyi ihmal etmedik.
İzmir'e kocamaan bir Medical Park açılmış biz görmeyeli.
İstanbul'u son 10 yıldır deli gibi saran kentsel dönüşüm, İzmir'de de artık tam gaz bir de. Soyak Mavişehir'e pahalı, Mavişehir'in tepe kısımlarına daha uygun fiyatlı (ne kadar uygun denirse buna) dairelerini dizmiş. İstanbul ile kira farklarından yola çıkarak ( Emre'nin ablası, bizim sokak binasına verdiğimiz paranın aynısını verip, deniz kenarı ve havuzlu bir sitede oturuyor da), herhalde daireler satılık için daha uygundur, ileriyi düşünerek bir kredi hesabı mı yapsak dedik ama kiralanırken ucuzlar ama satış fiyatları İstanbul ile aynı!! Yok artık bu memlekette, taksitle ev alma, güzel bir yerde ve sitede oturma hakkı zenginlere ait. bizler ancak zenginlerin yatırım amaçlı aldıkları 10. dairesinde belki kiracı olarak takılabiliriz :)
İstanbul'a kar yağmış, iletilerde gördüm face ve twitter'da. İzmir'de ise sağanak vardı, feci yağıyordu yağmur. karı kaçırdım diye üzülürken, dün akşam yakalandık kara. sanırım hafta sonu iletilerde yazdığı gibi "huzur yağmadı" ama olsun, kar kardır. Şu an plazanın camından, beyaz manzaramı izliyorum işte :) Şu plaza camlarını da bir garip yapıyorlar, oysa resimler adam gibi çıksa, dört mevsim boyunca manzaramı ekleyebilirdim bloğuma.
güzel bir hafta mı bu hafta? öyle diyelim öyle olsun!
Amaç büyüklerimizi görmek ve hasta ziyareti idi. Yine de küçük kaçamaklarla Bostanlı'ya uzanıp bir Türk kahvesi içmeyi, denizi seyretmeyi ihmal etmedik.
İzmir'e kocamaan bir Medical Park açılmış biz görmeyeli.
İstanbul'u son 10 yıldır deli gibi saran kentsel dönüşüm, İzmir'de de artık tam gaz bir de. Soyak Mavişehir'e pahalı, Mavişehir'in tepe kısımlarına daha uygun fiyatlı (ne kadar uygun denirse buna) dairelerini dizmiş. İstanbul ile kira farklarından yola çıkarak ( Emre'nin ablası, bizim sokak binasına verdiğimiz paranın aynısını verip, deniz kenarı ve havuzlu bir sitede oturuyor da), herhalde daireler satılık için daha uygundur, ileriyi düşünerek bir kredi hesabı mı yapsak dedik ama kiralanırken ucuzlar ama satış fiyatları İstanbul ile aynı!! Yok artık bu memlekette, taksitle ev alma, güzel bir yerde ve sitede oturma hakkı zenginlere ait. bizler ancak zenginlerin yatırım amaçlı aldıkları 10. dairesinde belki kiracı olarak takılabiliriz :)
İstanbul'a kar yağmış, iletilerde gördüm face ve twitter'da. İzmir'de ise sağanak vardı, feci yağıyordu yağmur. karı kaçırdım diye üzülürken, dün akşam yakalandık kara. sanırım hafta sonu iletilerde yazdığı gibi "huzur yağmadı" ama olsun, kar kardır. Şu an plazanın camından, beyaz manzaramı izliyorum işte :) Şu plaza camlarını da bir garip yapıyorlar, oysa resimler adam gibi çıksa, dört mevsim boyunca manzaramı ekleyebilirdim bloğuma.
güzel bir hafta mı bu hafta? öyle diyelim öyle olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





